Łukasz Pawłowski, Polonya genel araştırma grubu başkanı, mevcut koalisyonun güçsüz olmadığını ve seçimlerden sonra iktidarını koruyabilecek birden fazla senaryo olduğunu belirtiyor. Üç temel senaryo sunuyor: tüm koalisyonun ortak aday olması, iki bloğa bölünmesi ve KO’nun bağımsız aday olması. Ancak radikal sağın etkisi ve hükümetin yerine getirememiş vaatleri, 2027 seçimlerinin sonucunu belirleyecek faktörler olarak öne çıkıyor. 📊
Koalisyonun Üç Temel Senaryosu
Łukasz Pawłowski, “Güçlü olduğunu ya da zafer için gittiğini söylemeyeceğim. Gelecek seçimlerden sonra iktidarını korumaya izin verebilecek birkaç senaryo var” diyerek mevcut koalisyonun durumunu açıklıyor. Koalisyonun üç olası senaryosu bulunuyor: Birincisi, 15 Ekim Koalisyonu’nun tümünün ortak aday olması (Razem Partisi hariç). Bu listede yaklaşık %46 oy ve 236 milletvekili çıkararak parlamento çoğunluğu elde ediliyor. İkinci senaryo, KO’nun Polska 2050 ve PSL ile, Nowa Lewica’nın ise Razem ile iki ayrı bloktan seçime girmesi. Pawłowski, iki sol listenin ayrı ayrı seçime girerse seçim barajını geçemeyeceğini, ancak birlikte %8 oy alarak parlamentoya girebileceğini belirtiyor. Bu durumda iktar partilerinin 4 milletvekili eksik kalıyor ve bu sorunun çözülmesi kolay olabileceği ifade ediliyor. Üçüncü senaryo ise KO’nun bağımsız aday olması. Bu durumda koalisyonun diğer tüm temsilcileri meclisten düşüyor ve 15 milletvekili eksik kalıyor. Tusk’un, Mentzen ve milletvekillerini PiS ile Grzegorz Braun’ın Korona’sı koalisyonuna katılmak yerine ortak hükümet kurma teklifi sunabileceği vurgulanıyor.
KO-NL İşbirliğine Direnç ve Riskler
Koalisyon Obywatelska (KO) tarihinde, Nowa Lewica (NL) ile ortak aday olma konusunda derin bir isteksizlik bulunuyor. KO’nun çekirdek kadrosu, Vladimir Czarzasty’nin partisiyle işbirliğini kabul edebilirken, ortak listeden aday olmayı pek istemiyor. İdeolojik olarak KO mensupları, Avrupa Halk Partisi’ne üye olan PSL veya varlığını yitiren Polska 2050’e daha yakın duruyor. Ayrıca, KO ve NL’nin aynı listede olması durumunda bazı sol seçmenlerin Razem’e yönelme riski de var. Pawłowski, “Varlık neredeyse tamamen yok” diyerek Razem Partisi’ni değerlendirirken, “Ama uzun bir hayatta kalma geçmişi var ve nihayet parlamentoya girecek bir yol buluyor” diyerek PSL’nin de asla göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtiyor.
Seçimde Radikal Sağın Etkisi ve Emoyon Oyunları
Seçim sonuçlarını belirleyen faktörler arasında Grzegorz Braun’ın etkisi öne çıkıyor. KO’lu politikacılar, Braun’ın PiS ile koalisyon kuracağını ve bu durumun “demokrasinin sonu olacağını” iddia ederek seçmenleri korkutmaya çalışıyor. Pawłowski, “Sağın şu anda daha büyük desteklediği bir eğilim var. Böyle bir korkutma, sağ ve iktar blokları arasında bir beraberlik yaratabilir” diyor. Ancak hükümetin yerine getirememiş vaatlerinden kaynaklanan olumsuz değerlendirmenin de etkili olduğunu vurguluyor. 2027 seçimlerinin sonucunun, hükümetin performansı ve Braun’a karşı duyulan korku dengesine bağlı olacağı belirtiliyor. Jarosław Kaczyński’ın Braun ile koalisyon yapmayacağını vurgulamasının bu “emoyon oyununun” bir parçası olduğu ve Tusk’un da “onları durduracağız” sözüyle benzer bir taktik kullandığı ifade ediliyor.
Yeni Bir Siyasi Formasyonun Olasılığı ve PiS’in Stratejisi
2023’teki “Üçüncü Yol” mekanizması gibi yeni bir siyasi oluşumun tekrar ortaya çıkması olası görülüyor. Pawłowski, “Bu senaryo başarısızlıkla sonuçlandı” diyor. Tusk’un cumhurbaşkanlığı seçimlerinde destek toplayarak Kaczyński’yi yenme gücünü gösterdiğini, ancak PiS’in de başbakan adayı aradığını (yaklaşık 40 yaşlarında genç bir politikacı) belirtiyor. Kaczyński’nin bu adayı seçmek için “casting” yaptığı eleştirilerine rağmen, kendisi için bir seçim yaratıp adayı günün koşullarına uyarlayabildiği vurgulanıyor. KO’nun Rafał Trzaskowski’yi aday göstermesinin ise seçeneklerini kısıtladığı ve Karol Nawrocki’nin zaferine yol açtığı ifade ediliyor. PiS’in, radikalizmde Braun ile yarışmak yerine, Braun’ı genç bir politikacıyla “yeni bir açılımla” kapatma stratejisini izlediği belirtiliyor.
Kaynak : Gazeta



