Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, yargıçların politik seçimini önleyen KRS (Krajowa Rada Sądowa) tasarısını veto etti. Bu karar, PiS’in yargılara yönelik politikasının devamının sinyali olarak değerlendirildi. Seçim sürecinde “Plan B” tartışmaları devam ederken, KRS üyelerinin seçimiyle ilgili siyasi yolların riskleri ve gelecekte yargı sisteminde artan belirsizlik gündemde.
Vetonun Siyasi Boyutu
Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin, KRS üyelerinin politik seçimini ortadan kaldıran tasarısını veto etmesi sürpriz olmadı. Nawrocki’nin PiS’in yargılara yönelik politikasını sürdürdüğünü hiçbir zaman gizlemedi. Adalet Bakanı Waldemar Żurek ve meclis çoğunluğu bu sürecin başından beri farkındaydı; hazırlanan her tasarının benzer sonuç doğuracağı belliydi. Veto, mevcut hükümetin yargıdaki kontrole yönelik kararlılığının bir yansımasıdır.
Żurek’in “Plan B”ı ve Seçim Senaryoları
Waldemar Żurek, selefi Adam Bodnar’ın yöntemlerini tekrarlamak istemeyerek net olmayan bir “Plan B” duyurdu. Pratikte manevra alanı çok sınırlı; KRS seçimleri ilkbaharda yapılacak ve hükümet çözüm bulamazsa, mevcut tartışmalı KRS faaliyetine devam edecek. Tek yol, mevcut yasalara göre siyasi seçim prosedürüne başvurmak. İktar koalisyonu, 15 yeni KRS üyesini seçebilmek için çoğunluğa sahip. Bir diğer senaryoda, hukuki çevrelerin önerdiği “ön-seçim” modeli var: bağımsız yargıçların adayları koalisyon milletvekilleri tarafından onaylanacak, muhalif adaylar ise seçimde şans bulamayacak. Bu model, PiS adaylarının KRS’ten temizlenmesini amaçlıyor.
“Neo-Yargıç” Etiketi ve Uluslararası Baskı
Böyle bir senaryoda, neredeyse on yıldır anayasal düzeni yıkan bir yolun kullanılmasının seçmenlere açıklanması gerekecek. Nawrocki sistemi “zabetmek” istediği için, kusurlu çözümün iyi niyetle kullanılarak, yargıyı düzeltmek isteyen bağımsız yargıçların KRS’e girmesi hedefleniyor. Ancak sorun burada başlıyor. Politik süreçle seçilen KRS, AB Mahkemesi (TSUE) ve Strasbourg İnsan Hakları Mahkemesi’nin tüm kararlarını devralacak. Bu kararlar, politik KRS tarafından aday gösterilen yargıçların bağımsızlığını sorguladı. “En bağımsız” seçim bile bu durum değiştirmeyecek; kararlar mevcut ve bu nedenle, 2018’den bu yana seçilen tüm yargıçlar gibi “neo-yargıç” etiketi taşıyacak. Bu bir çıkmaz yolu ve duvara çarpış demektir.
Çözüm Yolları ve Siyasi Gerçekler
Bu durumdan çıkış için iki yol var, ancak ikisi de şu anda gerçekleşmesi zor. Birincisi, siyasi konfigürasyonun değişmesi: bir tarafın mağlubiyeti ve diğerinin yasal yolla yeni düzen getirmesi. İkincisi, yargı konusunda bir siyasi uzlaşma. Ancak uzlaşma, tarafların her birinin bir şeyler verip geride bırakmasını, pozisyonları birbirine yaklaştıran bir gerçeklik yorumunu kabul etmesini gerektirir. Jarosław Kaczyński ve Donald Tusk liderliğindeki iki kamp arasında yürütülen bu siyasi savaşta bu neredeyse imkansız. Çünkü bu savaş onlara gerekiyor; yargı sorunu, iki oluşumun temel politik çatışma ekseni ve hatta temelini oluşturuyor. Liderler, tartışmaya başka kimsenin girmesine izin vermiyor. Bu, siyasi ikilemin devamının ve kazançlarının garantisi. Polonya ve vatandaşlar için bir kazanç olsa da, siyasi kazançların sonu demek.
Nawrocki’nin Radikal Projesi ve Gelecek Projeksiyonu
Karol Nawrocki, KRS tasarısını veto etmesinin hemen ardından, yargıda değişiklik içeren kendi radikal projesini sundu. Bu proje, PiS ve Zbigniew Ziobro’nun en uç fikirlerini bile geçtiği için konfrontasyoncu bir nitelik taşıyor. Yargı çatışması etrafındaki anlatımı simetrik olarak döndürmeye çalışıyor. Bugün için uygulanamasa da, iki yıl sonra PiS iktidara gelirse yargıyı ne beklediğine dair bir işaret. Adalet sisteminde barış olmayacak; bu yıpratıcı çatışmanın yeni bir aşamasına giriyoruz, ardımızda onlarca yenilgişmiş basamak bırakarak.
Kaynak : GazetaPrawna



