Polonya ekonomisi, jeopolitik istikrarsızlık ve küresel durgunluğun etkilerini hissederken, iş piyasasında yeni bir trend ortaya çıkıyor. Artan enflasyon ve belirsizlik nedeniyle Polonyalı çalışanlar, mevcut işlerinden ayrılmak konusunda daha çekingen davranıyor, hatta daha yüksek maaş teklifleri bile onları ikna etmiyor. Bu durum, çalışanların iş güvencesine öncelik vermesi ve şirketlerin de maliyet optimizasyonu stratejileri izlemesiyle açıklanıyor. Çalışanların gerçek bağlılığının, sadece işini koruma dürtüsünden öte, işe olan bağlılık ve yüksek performansla ölçülmesi gerektiği vurgulanıyor.
Jeopolitik Riskler ve İş Piyasasındaki Daralma
Polonya ekonomisi, jeopolitik gerilimlerin ve küresel ekonomik durgunluğun etkilerini giderek daha fazla hissetmeye başladı. Bu durum, iş ilanlarındaki azalma ve işsizlik oranındaki artışla kendini gösteriyor. Şubat ayında işsizlik oranı, sonbahar 2021’den bu yana en yüksek seviye olan %6,1’e yükseldi. Aynı dönemde, işe alım portallarındaki ilan sayısı da yıllık %7 oranında düştü.
“İş Sarılması” Fenomeni: Güvenceye Öncelik
Bu ekonomik belirsizlik ortamı, çalışanlarda işlerini kaybetme korkusunu artırarak “iş sarılması” (job hugging) olarak adlandırılan bir davranışa yol açıyor. Polonya Pazarı İşgücü Barometresi’ne göre, çalışanların %22’si hiçbir koşulda iş değiştirmeyeceğini belirtiyor. Hatta daha yüksek maaş teklifleri bile çalışanları mevcut işlerinden ayrılmaya ikna etmiyor. Bu durum, çalışanların maksimum güvenlik stratejisi izlediğini gösteriyor, ancak bu stratejinin mutlaka işveren sadakati anlamına gelmediği belirtiliyor.
Şirketlerin Algısı: Yetersiz Bağlılık
Çalışanların bu tutumu, işverenler tarafından da fark ediliyor. Şirketlerin yaklaşık %45’i, çalışanlarını sadece “orta derecede sadık” olarak değerlendiriyor; yani çalışanların kuruluşa tam olarak bağlı ve motive olmadığını düşünüyor. Bu durum, şirketlerin sadece görünür bir istikrar elde etmesine neden oluyor, ancak bu istikrar, beklenen üretkenlik seviyelerine ulaşılmasını engelliyor.
Gerçek Bağlılık: Katılım ve Performans
Trenkwalder tarafından hazırlanan “İşverenlerin Zorlukları. Çalışan Bağlılığını Artırma Stratejileri” raporu, gerçek bağlılığın, çalışanların işlerine olan bağlılığı ve yüksek performansıyla ölçülmesi gerektiğini vurguluyor. Anketlere göre, işverenlerin %52,4’ü ve çalışanların %69,4’ü, gerçek bağlılığın, inisiyatif alma ve sorumluluk üstlenme becerileriyle ilişkili olduğunu belirtiyor. Bu nedenle, sadece işini koruma dürtüsüyle hareket eden “iş sarıcıları” ile gerçek anlamda bağlı çalışanlar arasında ayrım yapmak gerekiyor.
İşverenlerin Rolü: İhtiyaçları Karşılamak
Çalışanların bu düzeyde bir bağlılık göstermesi için, şirketlerin onların ihtiyaçlarını karşılaması gerekiyor. Araştırma sonuçlarına göre, istikrarlı bir maaş ve finansal güvenlik, çalışanlar için en önemli öncelik. Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisine göre, piyasa koşullarına uygun ve tatmin edici bir maaş olmadan, ek faydalar veya gelişim atölyeleri bile bağlılığı artırmıyor, hatta ters etki yaratabiliyor.
Net Sınırlar ve İş-Yaşam Dengesi
Finansal konuların yanı sıra, çalışanlar günümüzde net sınırlar belirliyor. Çalışanların %46,6’sı, iş ve özel yaşam dengesini (work-life balance) korumayı, %38,2’si ise esnek çalışma saatlerini önemsiyor. İlginç bir şekilde, terfi beklentisi, sadece anket katılımcılarının %27,2’si için önemli hale gelmiş durumda. Çalışanlar artık takdir edilmeyi, açık iletişimi ve deneyimlerine saygı gösterilmesini talep ediyor. Demografik düşüşün derinleştiği Polonya’da (Ocak-Eylül 2025 arasında doğal artış -%4,3), uzmanları elde tutmak stratejik bir zorluk haline gelmiş durumda.
Kaynak : GazetaPrawna



