ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, COVID-19 pandemisi sonrası “aşılanmamış kan” talebinde artış yaşanıyor. Hastalar, aşılanmış kişilerden kan alımından çekindiklerini belirterek, özel donörler talep ediyor. Bu durum, kan bankacılığı sisteminde aksamalara, tedavi süreçlerinde gecikmelere ve potansiyel güvenlik risklerine yol açıyor. Uzmanlar, bu taleplerin bilimsel dayanağı olmadığını ve mevcut kan güvenliği protokollerinin yeterli olduğunu vurguluyor.
COVID-19 Sonrası “Aşılanmamış Kan” Talebindeki Artış
Vanderbilt Üniversitesi Tıp Merkezi’nde (VUMC) yapılan geriye dönük bir araştırmada, son iki yılda belirli bir alıcının kanını talep eden (hedefli donasyon) vakalarda artış tespit edildi. Bu taleplerin temelinde, COVID-19 pandemisi sonrası “aşılanmış kan”a yönelik endişeler yatıyor. Araştırma, hastaların standart kan bankası stoklarını kullanmak yerine, özellikle aşılanmamış donörlerden kan talep ettiğini gösteriyor.
Transfüzyon Güvenliği Protokollerine Aykırılık
Bu durum, yerleşik transfüzyon güvenliği protokollerinden ve kanıt temelli tıp uygulamalarından önemli bir sapma teşkil ediyor. Uzmanlar, bu eğilimin HIV/AIDS salgınının başlarında görülen kan güvenliği endişelerini hatırlattığını belirtiyor. ABD ve diğer yüksek gelirli ülkelerde kan güvenliği ve erişilebilirliği, anonim, gönüllü ve ücretsiz kan bağışlarına dayanıyor. Bu model, donörlerin titizlikle taranması, bulaşıcı hastalık testleri ve kalite kontrol süreçleriyle destekleniyor.
Kan Bağışlarının Güvenliği ve Riskler
Araştırmacılar, donör tarama ve testlerindeki ilerlemeler sayesinde gönüllü bağışçıların kanının son derece güvenli olduğunu vurguluyor. Transfüzyon yoluyla bulaşan ana virüsler için birim başına kalan enfeksiyon riski 1 milyonda 1’den daha az olarak tahmin ediliyor. Ancak, “aşılanmamış” donörlerden kan talepleri, transfüzyoloji hizmetleri ve doktorlar için yeni ve tekrarlayan bir zorluk oluşturuyor. Hatta bazı ABD eyaletlerinde bu tür taleplerin karşılanmasını zorunlu kılacak yasa önerileri gündeme gelmiş durumda.
Hasta Güvenliği Üzerindeki Etkiler
Araştırmaya göre, iki hastanın (bunlardan birinin çocuk olduğu) klinik durumu, standart kan bileşenlerinin kabul edilmemesi nedeniyle kötüleşti. Bir pediatrik hasta ise, güncel transfüzyon kılavuzlarına uymayan bir transfüzyon aldı. Ayrıca, iki çocuğun ameliyatları, gerekli kan bileşenlerinin bulunamaması nedeniyle ertelendi veya iptal edildi. Araştırmacılar, “aşılanmamış” donörlerden kan taleplerinin gecikmelere, karmaşıklığa ve verimsizliğe yol açtığını belirtiyor.
Bilimsel Kanıtlar ve Uzman Görüşleri
Düzenleyici ve mesleki kuruluşlar, bu kanıt temelli olmayan düzenlemelere karşı çıkıyor. Kan merkezlerinin donörlerin COVID-19 aşılama durumunu kaydetmediği veya iletmediği ve kanıtların aşılanmış donörlerden yapılan transfüzyonların özel bir risk oluşturmadığını gösterdiği vurgulanıyor. Araştırmada ayrıca, COVID-19 aşısı bileşenlerinin kanda uzun süre kalmadığı ve aşılamayla üretilen antikorların doğal enfeksiyondan elde edilen antikorlara benzer şekilde çalıştığı belirtiliyor.
Eğitim ve Politika İhtiyacı
Araştırmanın yazarları, bu taleplerin dezenformasyon, aşı tereddüdü ve bilimsel ve tıbbi bilgiye olan güvenin azalmasıyla ilişkili olduğunu belirtiyor. Bu eğilimlerin hasta bakımı, lojistik zorluklar ve hasta güvenliği açısından somut sonuçları olduğunu vurguluyorlar. Bu nedenle, hasta ve toplumun sürekli eğitimi, kanıt temelli transfüzyon uygulamalarının güçlendirilmesi ve güvenliği, eşitliği ve bilimsel bütünlüğü önceliklendiren politikaların geliştirilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Kaynak : Gazeta



