ABD Başkanı, Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve İran Parlamentosu Başkanı Mohammad Ghalibaf arasında imzalanan ön mutabakat, askeri operasyonların derhal durdurulmasını ve Hürmüz Boğazı ile nükleer program konularında yeni müzakerelerin başlamasını öngörüyor. Söz konusu anlaşma İsrail’de geniş çaplı eleştirilere yol açarken, İsrailli yetkililer anlaşmanın ülkelerini bağlayıcı olmadığını belirterek güvenlik doktrinlerinde bir değişikliğe gitmeyeceklerini duyurdu. Başbakan Benjamin Netanjahu ise ABD ile “partner” olduklarını ancak bazı konularda görüş ayrılıkları yaşadıklarını ifade ederek, ülkesinin nükleer tehditlere karşı kararlılığının sürdüğünü vurguladı.
Mutabakatın Kapsamı ve Beklentiler
İran ile imzalanan mutabakat, bölgedeki askeri faaliyetlerin derhal durdurulmasını ve Hürmüz Boğazı, nükleer program ve Tahran’a yönelik yaptırımların kısmen kaldırılması konularında müzakere süreçlerinin başlatılmasını amaçlıyor. ABD yönetimi, anlaşmanın detaylarının kısa süre içinde kamuoyuyla paylaşılacağını ve nükleer programla ilgili teknik görüşmelerin bu hafta başlayacağını duyurdu.
İsrail Kamuoyunda ve Siyasette “Katastrof” Eleştirisi
Washington Post’un bildirdiğine göre, İsrail tarafında anlaşmaya yönelik tepkiler ağırlıklı olarak olumsuz yönde. Birçok eleştirmen, mutabakatı “katastrof” ve “kötü bir anlaşma” olarak nitelendirirken, Tahran’daki rejime bir “can simidi” uzatıldığını savunuyor. İsrail Başbakanı Netanjahu, bu kararın ABD yönetimine ait olduğunu ve kendisinin nükleer bir tehdidi önleme konusunda sorumlu olduğunu belirterek, Washington ile zaman zaman farklı perspektiflere sahip olduklarını ancak partnerliklerinin sürdüğünü ifade etti.
İsrail Yönetiminden Müdahale Kararlılığı
İsrail hükümetinden gelen tepkiler ise sert oldu. Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gwir, “Trump anlaşması” olarak adlandırılan mutabakatın İsrail’i bağlamadığını, İsrail’in bağımsız ve egemen bir devlet olduğunu vurguladı. Maliye Bakanı Becalel Smotricz, anlaşmanın İsrail ve “özgür dünya” için yanlış olduğunu belirterek ordunun Hizbullah’a karşı tam hareket özgürlüğünü talep etti. Savunma Bakanı Israel Kac ise, yeni güvenlik doktrini uyarınca IDF’in Lübnan ve Gazze Şeridi’nde “belirsiz bir süre” kalmaya devam edeceğini ve hiçbir baskının kendilerini geri çekilmeye zorlayamayacağını belirtti.
Siyasi Yalnızlık ve Diplomatik Baskı
İbrani Üniversitesi’nden siyaset bilimci Gayil Talshir, Netanjahu’nun 14 Haziran’da Beyrut’a yönelik düzenlediği saldırının, Trump’a “hayır” diyebileceğini gösterme çabası olduğunu değerlendiriyor. Uzmana göre Netanjahu, bugün siyasi arenada yalnız kalmış durumda ve projesinin gözleri önünde yıkılmasına engel olamıyor. Öte yandan Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Washington’un İsrail’in saldırıları sonrası İran’ın olası misillemesinden ciddi endişe duyduğunu, Trump’ın ise İsrail’den Hizbullah’a yönelik saldırıları durdurmasını sert bir dille talep ettiğini doğruladı.
İsrail’de Sağ Kanadın Tepkisi
Başbakan ile yakın ilişki içindeki sağ kanat yorumcuları arasında oldukça sert çıkışlar yaşanıyor. Sunucu Yinon Magal, Trump’ı “kaybeden” olarak nitelendirirken, işbirlikçilerini İsrail’in çıkarlarına ihanet etmekle suçladı. Bir diğer etkili yorumcu Amit Segal ise Henry Kissinger’a atfedilen şu sözü hatırlattı: “Amerika’nın düşmanı olmak tehlikeli olabilir, ancak dostu olmak ölümcüldür.”
Kaynak : Gazeta



