ABD Başkanı Donald Trump, G7 zirvesinin ardından Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un davetiyle bulunduğu Versay’da, İran ile 14 maddelik bir ön uzlaşı imzaladı. Taraflar arasında ateşkesi ve müzakere sürecini başlatmayı hedefleyen bu anlaşma, İran’ın nükleer silah geliştirmeme ve Hürmüz Boğazı’nı açık tutma taahhütlerine karşılık, ABD’nin yaptırımları kaldırmasını ve ekonomik destek sağlamasını öngörüyor. Ancak söz konusu mutabakat, savaşın temel hedeflerine ulaşılamadığı ve bölgedeki güç dengelerinin yeniden şekillendiği gerekçesiyle yoğun eleştirilere konu oluyor.
Versay’da İmzalanan Sembolik ve Tartışmalı Mutabakat
Donald Trump, Versay’da düzenlenen resmi bir akşam yemeği sırasında İran ile bir mutabakat imzaladı. Seçilen mekanın tarihsel arka planı, 1919 yılında Almanya’nın teslimiyetini ve 1871’de Fransa’nın Prusya’ya yenilgisini simgelemesi nedeniyle eleştirmenler tarafından ABD’nin başarısızlığına yönelik bir analoji olarak değerlendiriliyor. Söz konusu anlaşma, taraflar arasında nihai barışın değil, kapsamlı görüşmeler için gerekli koşulların oluşturulmasını amaçlayan 14 maddelik bir başlangıç çerçevesi çiziyor.
Savaşın Temel Hedefleri ve Sonuçlar
27 Şubat tarihinde başlayan çatışmaların ana hedefleri arasında nükleer programın, füze kapasitesinin ve İran’ın bölgedeki milis ağlarının yok edilmesi ile yönetim değişikliği yer alıyordu. Mevcut durumda nükleer programda kısmi bir gerileme sağlansa da, İran’ın nükleer endüstrisini sürdürmesine olanak tanıyan bir alan bırakıldığı görülüyor. Füze kapasitesinin ve bölgesel milis ağlarının ise tamamen bertaraf edilemediği, aksine ekonomik iyileşme ile bu yapıların yeniden güçlenme riski taşıdığı kaydediliyor.
Stratejik Paha ve Siyasi Yansımalar
ABD’nin Venedik benzeri bir yönetim değişikliği beklentisiyle girdiği bu çatışmada, hedeflenen “İran probleminin çözümü” tam olarak gerçekleşmedi. Askeri operasyonların maliyetinin yanı sıra, 4 bin civarında can kaybı ve küresel ekonomide milyarlarca dolarlık zarar yaşandı. Uzmanlar, bu durumu klasik bir taktiksel zafer ancak stratejik bir siyasi mağlubiyet olarak nitelendiriyor. İsrail’in sürece olan sert tepkisi ve bölgedeki Arap müttefiklerin huzursuzluğu, ABD’nin bu süreçte bölgesel ittifak dengelerini de zorladığını gösteriyor.
JCPOA ile Karşılaştırmalı Perspektif
2015 yılında Barack Obama döneminde imzalanan JCPOA anlaşması, katı uluslararası denetim mekanizmalarına dayanıyordu. Trump’ın 2018 yılında bu anlaşmadan çekilmesinin ardından, bugün imzaladığı yeni metin, denetim mekanizmaları açısından daha az belirgin detaylar içeriyor. İran’ın hem nükleer altyapısını bir ölçüde koruması hem de ekonomik yaptırımlardan kurtularak bölgede güçlü bir aktör olarak kalmaya devam etmesi, ABD’nin bu çatışmadan beklediği “teslimiyet” senaryosunun ötesinde, zorunlu bir pazarlık süreciyle karşı karşıya kaldığını kanıtlıyor.
Kaynak : Gazeta



