Site icon Polonya Haber

ABD ve İsrail’in İran’a Yönelik Operasyonları ve Sonuçları

abd ve i srail in i ran a yonelik operasyonlari ve sonuclari 55193

28 Şubat’ta başlayan “Efsanevi Öfke” operasyonu kapsamında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik gerçekleştirdiği geniş çaplı saldırılar, İran’ın misilleme hamlelerini ve bölgesel gerilimleri tırmandırdı. Operasyonlar sırasında İran’da sivil yerleşim yerleri hedef alındı, çok sayıda can kaybı yaşandı. Saldırılar, İran’ın askeri ve siyasi lider kadrosunu hedef alırken, bölgesel güç dengelerini değiştirmeyi amaçlayan bir stratejinin parçası olarak değerlendiriliyor.

Operasyonun Başlangıcı ve İlk Misillemeler

28 Şubat’ta ABD ve İsrail, İran’daki hedeflere yönelik kapsamlı bir saldırı başlattı. İran, bu saldırılara karşılık olarak ABD ve İsrail’e ait stratejik noktalara, özellikle de Basra Körfezi bölgesinde misilleme yaptı. Ayrıca, tüm ABD üslerinin Orta Doğu’daki gelecekteki hedefleri olacağını açıkladı.

Minab’daki Trajik Olay ve Can Kayıpları

Çatışmaların en üzücü olaylarından biri, 28 Şubat’ta İran’ın Hormozgan eyaletine bağlı Minab şehrindeki kız öğrenciler için olan ilkokulun bombalanması oldu. Saldırıda 168 çocuk ve 14 öğretmen hayatını kaybetti. Amerikan kaynaklı HRANA ajansının 20 Mart tarihli verilerine göre, İran’daki savaşın bilançosu 3180’i aşmış durumda ve ölenlerin yaklaşık yarısı sivillerden oluşuyor.

“Tek Vuruşla Hepsi Öldürülebilir” Kararı

Savaşın ana hedeflerinden biri, İran’ın liderliğini ortadan kaldırmak ve mevcut rejimin özerkliğini kısıtlamaktı. Axios haber portalının bildirdiğine göre, 23 Şubat’ta İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ı arayarak İran’ın en üst düzey liderinin danışmanlarla görüşme planını aktardı ve “tek bir vuruşla hepsini öldürebiliriz” şeklinde bir öneride bulundu.

Ayatollah Ali Hamaney’in Ölümü ve Tepkiler

İlk hava saldırılarında, Ayetullah Ali Hamaney, ikametgahının bombalanması sonucu hayatını kaybetti. Ülkede 40 günlük yas ilan edildi. Hamaney’in ölümüne Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de dahil olmak üzere birçok ülke ve lider taziye dileklerini iletti. Putin, bu cinayeti “insanlık ahlakının ve uluslararası hukukun tüm normlarının açık bir ihlali” olarak nitelendirdi.

Ayetullah Ali Hamaney’in Konumu ve Yetkileri

İran rejiminin lideri birçok unvan taşıyordu: en yüksek lider, büyük ayetullah, silahlı kuvvetlerin başkomutanı. Ali Hamaney, otuz yılı aşkın süredir İran’da mutlak gücü elinde bulunduruyordu. Resmen dini bir lider olmasına rağmen, uygulamada yetkileri cumhurbaşkanından daha fazlaydı. Hükümet, yargı, devlet medyası ve güvenlik kurumları onun gözetimindeydi. Ayrıca, ülkenin cumhurbaşkanı adaylarının atanmasında da belirleyici bir rol oynuyordu.

Yeni Ayetullah’ın Seçimi

İran’ın yeni en yüksek dini ve siyasi liderinin, Uzmanlar Konseyi tarafından atanması gerekiyordu. 3 Mart’taki oylama günü, İsrail Hava Kuvvetleri, süreci bozmak amacıyla kutsal Kum şehrindeki bir binaya saldırdı. Saldırı, oy sayımı sırasında gerçekleşti. Sonunda, 8 Mart’ta Ayetullah Ali Hamaney’in oğlu 56 yaşındaki Mücteba Hamaney, yerine seçildi. Trump bu seçime “mutsuz” olduğunu belirtirken, İsrail ona yönelik saldırılarla tehdit etti. 9 Mart’ta Amerikan istihbaratı, Ayetullah Ali Hamaney’in ölümünden sonra “uyuyan ajanları” etkinleştirebilecek şifreli bir sinyal tespit etti.

Rejimin Ortadan Kaldırılması Operasyonu

1 Mart’ta Tahran’a düzenlenen hava saldırılarında, Amerikan ve İsrail kuvvetleri (100 savaş uçağı) İran Devrim Muhafızları’nın genel merkezini yok etti. ABD Merkez Komutanlığı, “Son 47 yılda IRGC 1000’den fazla Amerikalıyı öldürdü. Büyük bir Amerikan askeri operasyonu yılanın başını kesti. Amerika dünyanın en güçlü silahlı kuvvetlerine sahipken, IRGC artık genel merkezine sahip değil” açıklamasını yaptı. Operasyonun başlangıcından 1 Mart’a kadar, İran’ın en üst düzey yetkililerinden 48’inin, aralarında İran istihbarat bakanı Esmail Hatip’in de bulunduğu hayatını kaybettiği bildirildi.

Mücteba Hamaney’in Yaralanması ve Diğer Hedefler

11 Mart’ta Mücteba Hamaney’in Amerikan-İsrail hava saldırılarında yaralandığı ortaya çıktı. Bir hafta sonra, İran Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Laricani’ye yönelik başarılı bir saldırı düzenlendiği ve 20 Mart’ta İslam Devrim Muhafızları Sözcüsü Ali Muhammed Naini’nin hayatını kaybettiği bilgisi geldi.

Ayrıca, Amerikan ve İsrail kuvvetlerinin İran savunma bakanı Amir Nezirzadeh, IRGC komutanı Muhammed Pakpur ve Basij milis örgütünün lideri Golamreza Süleymani’yi de etkisiz hale getirdiği biliniyor.

Hürmüz Boğazı Ablukası

Amerikan ve İsrail hava saldırılarının ilk günü İran, Hürmüz Boğazı’nı ablukaya aldı. Tahran, bu dar su yolunu uzun zamandır bir tür “pazarlık unsuru” olarak kullanıyordu ve rejim, olası bir saldırıya misilleme olarak boğazı ablukaya alma tehdidinde bulunuyordu. Gazete.pl’de yayınlanan bir makaleye göre, savaşın patlak vermesinden önce, dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz arzının yaklaşık beşte biri bu boğazdan geçiyordu.

Trump’ın Tehditleri ve Müttefiklerin Tepkisi

Başkan Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilere saldırırsa, ABD’nin İran’ın elektrik santrallerine saldıracağını tehdit etti. Ancak bu tehditler gerçekleşmedi. Boğazın abluka altına alınması, dünya genelinde yakıt fiyatlarında büyük bir artışa neden oldu ve Trump, müttefiklerine yardım ve kararlı eylem talep ederek baskı yapmaya başladı. Trump, “birçok ülkenin” bu önemli enerji koridorunda seyir güvenliğini sağlamak için bölgeye gemi göndereceğini belirtti. Ancak, birçok ülke Trump’ın çağrısını reddetti. Bu duruma tepki gösteren ABD Başkanı, NATO müttefiklerini “korkak” olarak nitelendirdi.

Uluslararası Denizcilik Örgütü ve Petrol Fiyatları

Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO), şu anda yaklaşık 20.000 denizcinin Körfez’deki gemilerde mahsur kaldığını bildirdi ve bu nedenle “güvenli bir deniz koridoru” oluşturulmasının gerekli olduğunu vurguladı.

“Wall Street Journal”a göre, petrol fiyatları Nisan sonuna kadar varil başına 180 doları aşabilir. 20 Mart Cuma günü, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, İran’ın gemilere yüklenmiş yaklaşık 140 milyon varil petrolünün satışına bir aylık izin verildiğini duyurdu. Bu arada, Çarşamba günü (25 Mart) CBS kanalı, Amerikan istihbaratının Hürmüz Boğazı’nda İran İslam Devrim Muhafızları (IRGC) tarafından yerleştirildiği iddia edilen iki tür deniz mayınını tespit ettiğini bildirdi.

Rafinerilere Saldırılar

İran, ABD ve İsrail operasyonlarının başından itibaren bölgedeki Amerikan üslerine saldırmakla birlikte, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt ve Suudi Arabistan gibi Basra Körfezi bölgesindeki bir dizi şehri de hedef aldı. Bu ülkeler, Tahran’ı askeri tesislerle ilgisi olmayan bölgeleri füzelerle hedef almakla suçladı. İran Cumhurbaşkanı, ülkesinin komşularına karşı düşmanca bir tutum sergilemediğini ve komşu ülkelerden İran’a yönelik saldırılar yapılmadığı sürece, ülkesinin de onlara saldırmayacağını belirtti. Rejim ayrıca, Rusya ve Çin’den askeri destek aldığını da kabul etti.

Son haftalarda İran, Katar’daki Ras Laffan’da bulunan dünyanın en büyük LNG üretim tesisine, 18 Mart’ta dahil olmak üzere gaz tesislerine ve rafinerilere saldırdı. Aynı gün, İran’daki ana gaz tesisinde, Basra Körfezi’ndeki Bandar Kangan’da yangın çıktı. İsrail hava saldırıları sonucunda birkaç tesis isabet aldı. Netanyahu, ülkesinin “tek başına” hareket ettiğini kabul etti.

İran ayrıca, İsrail’in nükleer silah programının bir parçası olarak kabul edilen Şimon Peres Nükleer Araştırma Merkezi’ni, Natanz nükleer zenginleştirme tesisine yönelik saldırıya misilleme olarak hedef aldı.

Sadece İran Değil: İsrail’in Hizbullah ile Mücadelesi

1-2 Mart gecesi İsrail savunma füze üssüne yapılan saldırı üzerine İsrail, saldırılardan İran destekli Lübnan örgütü Hizbullah’ı suçladı. Misilleme olarak İsrail uçakları Lübnan’a hava saldırıları düzenledi. İsrail Savunma Kuvvetleri, Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta Hizbullah’ın “yüksek rütbeli bir teröristine” yönelik bir saldırı gerçekleştirdi. Lübnan Başbakanı Nevaf Salam bu çatışmayı kınadı.

İsrail ordusu, 22 Mart’tan itibaren Hizbullah tarafından kullanıldığına inandığı “tüm köprüleri” yıkma emri aldı. Lübnan’a göre bu durum “karasal bir işgalin habercisi” ve “tehlikeli bir tırmanma” anlamına geliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın bildirdiğine göre, İsrail’in Lübnan topraklarına yönelik saldırılarında 1000’den fazla kişi, aralarında yaklaşık 120 çocuk, 80 kadın ve 40 sağlık personelinin bulunduğu hayatını kaybetti (22 Mart itibarıyla).

Dünya ve Çatışma

Savaş eylemleri nedeniyle çatışmadan etkilenen ve tehdit altındaki ülkelerden kitlesel tahliyeler devam ediyor. Aynı zamanda, İran rejimi savaşın başından itibaren askeri yeteneklere sahip olduğunu ve savaş eylemlerini Orta Doğu’nun ötesine taşıyabileceğini sinyal verdi. 1-2 Mart gecesi, hedef İngiltere’ye ait Kıbrıs’taki Akrotiri askeri üssü oldu. 4 Mart’ta İran, on yıldan uzun süredir İran muhalefetine ev sahipliği yapan Arnavutluk’un misilleme hedefi olabileceği tehdidinde bulundu. Aynı gün, İran’dan fırlatılan ve Türkiye’ye doğru yönlendirilen balistik bir füze ele geçirildi. Bu, savaşın başlangıcından bu yana ilk kez bir füzenin bir NATO üyesi ülkeye yönlendirildiği olaydı.

Karşılık olarak İsrail Savunma Kuvvetleri, İran’ın Londra, Paris veya Berlin’e ulaşabilecek 4.000 kilometreye kadar menzile sahip füzeleri olduğunu belirterek bir açıklama yayınladı. İngiltere bu iddiaları yalanladı.

Avrupa ülkelerinden ilk olarak İspanya, ABD’nin İran’daki operasyonundan uzaklaştı. İspanyol hükümeti, ABD’nin Rota ve Morón ortak kullanılan askeri üslerini İran’a yönelik saldırılar için kullanmasına izin vermedi. 15 Amerikan uçağı üslerden ayrıldı. Trump, buna karşılık İspanya ile ticari ilişkileri kesmekle tehdit etti. Ancak, ülkenin başbakanı Pedro Sanchez, başlangıcından itibaren kararlı bir şekilde “savaşa hayır” dedi.

Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, “ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısının uluslararası hukuka aykırı” olduğunu değerlendirdi. Başbakan Donald Tusk, Polonya’nın çatışmanın ülkemizin güvenliğini doğrudan etkilememesi nedeniyle İran’a asker göndermeyeceğini vurguladı. Başbakan, Polonya’nın NATO çerçevesinde başka görevleri olduğunu belirtti.

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, “Avrupa ülkeleri, Amerika-İsrail saldırganlığına karşı sessiz kalmaya devam ederlerse, er ya da geç bedelini ödeyecekler” şeklinde tehdit etti.

İran-ABD Müzakereleri

ABD Başkanı, İran’daki operasyonu duyururken, amacının aynı zamanda İran’ın füze yeteneklerini yok etmek, İran gemilerini ortadan kaldırmak, terörizmle mücadele etmek ve İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu vurguladı. Trump, yeni İranlı yetkililerle görüşmelerin mümkün olduğunu birkaç kez belirtirken, bombardımanları durdurmadı. Aynı zamanda, savaşın bir ay içinde sona ereceğini öngördü.

“- Bu her zaman dört haftalık bir süreçti. Yaklaşık dört hafta süreceğini varsaymıştık. Her zaman dört haftalık bir süreç söz konusuydu, bu nedenle İran ne kadar büyük ve güçlü bir ülke olursa olsun, dört hafta veya daha kısa sürecek” dedi ve İngiliz Daily Mail gazetesine yaptığı açıklamada böyle konuştu.

Savaşın üçüncü haftasında Trump, operasyonun hedeflerine ulaşılmak üzere olduğunu belirtti, ancak Cumartesi günü (21 Mart) İran, Hürmüz Boğazı’nı açmazsa, ABD’nin İran’ın elektrik santrallerini, “en büyüğünden başlayarak” yok edeceğini tehdit etti. Rejime “48 saat” süre verdi.

Bu arada, Pazar günü (23 Mart) ABD, İran ile müzakereler yürüttü. Trump, o zaman “neredeyse tüm anlaşma noktalarının” üzerinde anlaşıldığını kabul etti. ABD’nin, savaşın sona erdirilmesi için 15 maddelik bir planı Pakistan aracılığıyla İran’a ilettiği iddia edildi.

Amerikanların Savaş Değerlendirmesi

Ipsos tarafından Reuters için yapılan bir ankete göre, Amerikalıların sadece %27’si ABD’nin İran’a yönelik saldırısını destekliyor. Destek, savaş sırasında Amerikan askerlerinin ölmesi durumuna bağlı. Anket katılımcılarının %43’ü işgale karşı çıkarken, %29’u kararsız kaldı. İlginç bir şekilde, ABD Başkanı’na olan destek %36’ya düştü ve bu, mevcut görev süresinin başından beri en düşük seviye.

Reuters’ın bildirdiğine göre, İran ile savaşın ilk altı günü ABD’ye en az 11,3 milyar dolara mal oldu. 28 Şubat’tan 21 Mart’a kadar Amerikan ordusu İran’da 8.000 hedefe saldırdı.

İran’ın en üst düzey liderlerinin ortadan kaldırılmasının ardından Donald Trump, hiçbir şey olmamış gibi müzakerelere dönmeye çalışıyor. Ancak, temsilcileriyle temas kuran yetkililerin tüm rejimi mü temsil ettiğini yoksa sadece uzlaşmacı bir fraksiyonu mu temsil ettiğini bilinmiyor. Daha fazlasını Gazete.pl’de okuyun.

Kaynak : Gazeta

Exit mobile version