Der Spiegel” dergisinde yayınlanan bir makalede, siyaset bilimci Pierre-Frédéric Weber, Avrupa’nın Rusya konusundaki değerlendirmesinde artık Polonya’ya güvenmesi gerektiğini belirtiyor. Kıtanın güvenliği açısından Polonya’nın rolünün hafife alınmaması konusunda uyarıyor.
Polonya’nın Rusya Şüpheciliği ve Batı’nın Hatası
Almanya’nın haftalık dergisi Der Spiegel’de yazan Szczecin Üniversitesi profesörü, siyaset bilimci ve tarihçi Pierre-Frédéric Weber, tarihin daima geriye dönüp bakıldığında şüpheci olmayı haklı çıkardığını belirtiyor. Batı Avrupa ülkelerinin, Polonya’nın aksine, Rusya’nın saldırgan potansiyelini uzun süre ciddiye almadığını vurguluyor.
Polonya’nın erken uyarılarını hatırlatıyor; örneğin, eski Cumhurbaşkanı Lech Kaczyński’nin 2008’de Rusya’nın Gürcistan işgali sırasında yaptığı çağrılara rağmen Berlin ve Paris’te bunların Polonya ve Orta-Doğu Avrupa’nın tarihsel travmalarından kaynaklı bir abartı olarak görüldüğünü aktarıyor.
Rusya-Ukrayna Savaşı ve Değişim
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı, neo-ostpolitik politikalarını, Nord Stream 2 projesini ve ekonomik diplomasiyi ani bir şokla durdurdu. Weber, Paris ve Berlin’den Moskova’ya yapılan etkisiz telefon görüşmelerini ve Putin’in uzun masasının internette Batı’nın zayıflığını simgeleyen bir meme haline gelmesini örnek veriyor.
Avrupa’nın şimdi Polonya’nın değerlendirmesine güvenmesi gerektiğini, “Polonya anı”nın geldiğini apel ediyor.
Sikorski’nin Uyarıları ve Polonya’nın Hassasiyeti
Polonya’nın Moskova imparatorluğundaki yüzyıllık tecrübesi, dış politikasında Rusya risklerine karşı özel bir duyarlılık yaratıyor. Kremlin’in uluslararası hukuku hiçe saydığını, “pacta sunt servanda” ilkesini tanımadığını bilen Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, son güvenlik garantilerini Rusya’nın jeopolitik hedefleri karşısında yetersiz buldu.
Sikorski’nin BM Güvenlik Konseyi’nde, Rusya’nın Polonya hava sahası ihlalleri karşısında sert tutum alacağını açıklaması da bu yaklaşımla uyumlu. Weber, Polonya’nın Ukrayna savaşındaki rolüne rağmen AB’nin dış politika ve güvenlik oluşumunda ona yeterli yer vermemesini eleştiriyor; bunun nedeni olarak Almanya’yla tarihî gerilimleri ve Polonya’nın iç sorunlarını gösteriyor.
Tarihî Yükler ve İç Dinamikler
II. Dünya Savaşı’nın uzun gölgesi Polonya’yı hâlâ etkiliyor. Berlin’deki geçici anıt gibi adımlar olumlu olsa da, Polonya’da Alman işgali ve okupasyonunun yarattığı acılar için tam bir hafıza entegrasyonunun sağlanmadığı görüşü hâkim. Çeşitli siyasi kesimlerden Polonya’lılar, Almanya’nın tazminat ve onarma çabalarının yetersiz kaldığını düşünüyor.
Polonya, Orta ve Doğu Avrupa’nın önde gelen ekonomisi olarak Eylül’de dünyanın en güçlü 20 ekonomisi arasına girdi. Yine de Weber, Avrupa’da Doğu-Batı arasında bilgi ve algı asimetrilerinin derin olduğunu söylüyor; bu, Polonya’da kültürel aşağılık kompleksiyle milliyetçi megalomaninin bir arada var olmasına yol açıyor.
İç Tehditler ve Gelecek İçin Uyarı
Polonya’nın karmaşık tarihi – iki dünya savaşı, Soğuk Savaş ve 1989 dönüşümleri – iç gerilimleri besliyor. Ekonomik eşitsizlikler, milliyetçi-popülist ve aşırı sağ partilerin yükselişini tetikliyor; egemenlik kaybı korkusu, Alman-Polonya sınırındaki “kendi kendini atayan vatansever” devriyeleri gibi örneklerde görülüyor. Seçmenler, AB Komisyonu’nu “Sovyet otoriterliği”yle suçlayarak ironik şekilde Rus neo-Avrasyacı söylemlerini benimsiyor.
Bölünmüş ve içten zayıflamış bir Polonya, Moskova’nın çıkarına olur. Weber, diğer AB ülkelerinin Polonya’yı hafife almaması gerektiğini vurguluyor; Polonya sadece Ukrayna’ya Batı yardımlarının lojistik merkezi değil, çatışmayı çözmede ve istikrarda kilit oyuncu. Güvenlik politikası görüşmeleri, Washington veya Avrupa’da, Polonya’sız yapılmamalı. Rus dronlarının doğu Polonya’ya düşmesi, Alman komşulara güvenliklerinin Polonya’yla iç içe olduğunu öğretmeli.



