Alman basını, Pax Americana’nın sona ermesiyle birlikte okuyucularına terapötik bir tonda ABD politikalarıyla ilgili duyularını sorguluyor. Pew Research Center verilerine göre, Biden döneminde yeniden inşa edilen ABD’ye olan Alman güvenliği neredeyse üçte ikisi tarafından olumsuz değerlendirilirken, bu düşüşün tek nedeni tarihi Alman anti-Amerikanizmi değil. Siyasi arenada ise CDU lideri Friedrich Merz ile ABD karşıtı ancak MAGA destekçisi AfD lideri Alice Weidel arasındaki çelişkiler dikkat çekiyor.
ABD’de Yeni Dönem ve Almanya’daki Güven Düşüşü
Alman basını, Pax Americana’nın sona ermesiyle birlikte okuyucularına şöyle sesleniyor: “Değerli Okuyucu, Donald Trump’ın ikinci başkanlığının ilk yılını geride bıraktık. Mevcut ABD politikasına ne duygusuyla bakıyorsunuz?” Bu soru, vakıa içinde değil. 2025 sonundaki Pew Research Center verileri, Biden döneminde zorla yeniden inşa edilen ABD’ye olan Alman güvenliğinin tekrar çöküşünü gösteriyor. Cevaplayanların neredeyse üçte ikisi Washington ile ilişkileri olumsuz olarak değerlendiriyor. Bu kez olumsuzluğun tek nedeni bilinen Alman anti-Amerikanizmi değil; Trump’ın eylemleri, Polonya gibi ABD yanlısı toplumlarda da benzer dramatik güven kayıplarına yol açıyor.
Alman Siyasetindeki Aktörler ve Paradoks
Bir yanda Hristiyan Demokrat Friedrich Merz, keskin bir transatlantist; diğer yanda ise MAGA hareketinin desteklediği AfD lideri Alice Weidel. Paradoks şu: AB’yi yıkmak için Trump’la omuz omuza mücadele eden AfD, ideolojik müttefikleri olmasına rağmen, Trump için daha pragmatik bir ortak Merz çıkıyor.
AFD’nin Trump Eleştirisi ve İdeolojik Tutarlılık
Kim Trump’u son zamanlarda en çok eleştiriyor? Weidel! “İhanet edilen izolasyonizm” pozisyonundan. Venezuela’daki askeri çözümleri beğenmeyen Weidel, bunun seçim vaatlerini çiğneyen bir müdahale politikasına dönüşmesi olduğunu savunuyor. AfD eşbaşkanı Tino Chrupalla bunu “Vahşi Batı yöntemleri” olarak nitelendiriyor. Prorusya tavrıyla bilinen Chrupalla, eski bir şakayı andırarak ABD emperyalizmini eleştirir: “ABD emperyalizmi nedir? Dünyanın her yerinde Sovyetler Birliği’nin iç işlerine karışmak”. Sonuç olarak, Almanya’yı ABD’nin “kölesi” olarak gören Weidel’in “dizlerin üzerine kalkma” söylemine rağmen AfD hem anti-Amerikan hem de MAGA yanlısı.
Merz’in Pragmatik Yaklaşımı ve Eleştiriler
Davos’ta Alman yorumcuların alkışını Trump’ı eleştirmesi için değil, “olgunluk” için alan Merz, Merkel’in aksine ahlaki ders vermemesi ve ABD Başkanı ile işbirliğini sürdürmeye çalışmasını övdü. “Demokrasiler astları tanımaz, sadece ortaklar tanır” diyerek konuyu sınırladı. Spre Nehri üzerinde Merz’e daha yakın geçmişte yağmur yağan bir heves üzerine mi unutulacak? Amiral gemisi teklifi: “Avrupa’yla bir şey yapamazsanız, en azından Almanya’yı ortakınız yapın”.
Anti-Amerikanizmin Rolü: Bir Paradoks
Trump olsun olmasın, Alman-ABD işbirliği her şeye rağmen sürecek. Her iki Atlantik kıyısında da stratejik önem konusunda mutabakat var. Ancak bu ünlü Alman anti-Amerikanizmi işe yarayacak; bu başka bir paradoks. Stern dergisi için Forsa Enstitüsü’nün ocak anketine göre, katılımcıların %62’si ABD ile Grönland nedeniyle bir çatışma durumunda Danimarka’ya askeri destek verilmesini savundu. Aynı enstitünün geçen sorduğu kendi ülkesini silahla savunmaya hazır olma sorusunda ise sadece %16’sı “kesinlikle evet” yanıtını vermişti. Buradan anti-Amerikanizmin evi savunmaktan daha güçlü bir duygusal yakıt olduğu sonucu çıkabilir.
Tarihsel Fırsat: Almanya’nın ‘Yetişkinliği’
Bu mekanizma (kendini koruma içgüdüsü?) şaşırtıyorsa, Dr. Przemysław Łukasik’in çalışmalarının okunması tavsiye edilir. Alman anti-Amerikanizmi yeni bir moda değil, araştırmacının teşhisiyle Berlin’in özerkliği için fonksiyonel bir araç. Soğuk Savaş sonrası Almanya, bağımsızlığını “meşrulaştırmak” için ABD eleştirisini kullanırken, özellikle Rusya’ya karşı hafif muamele uyguluyordu. İşte burası asıl mesele. Liberal sol “Die Zeit”ın baş yardımcısı Holger Stark’ın yeni kitabı “Das erwachsene Land”da, Duvarın çöküşü kadar tarihi bir an yaşandığını, Almanya’nın Amerika olmadan “yetişkinlik” ve egemenlik için tarihi bir şansla karşı karşıya olduğunu öngörüyor. Amerikan milliyetçiliğini temsil eden ve anti-Amerikan refleksleri uyandıran Trump, Almanya’nın nihai “kurtuluşu” için katalizör olabilir. Bu, işbirliğinin sona ereceği anlamına gelmez; sadece (en azından) Almanya’nın yeni çok kutuplu ortamda “banka” tutmak istediğini, sadece jeton taşımak istemediğini gösterir.
Kaynak : GazetaPrawna



