Batı medyasında ve uzman analizlerinde, kaybedenlerin propagandası giderek daha fazla ön plana çıkıyor. ABD-İran çatışması, bu eğilimin son örneği olarak karşımıza çıkıyor. İran’ın savaş sonrası söylemleri gerçeklerden uzaklaşırken, Batı yorumcuları bu propagandayı sorgulamadan kabul etme eğiliminde. Bu durum, Batı’nın savaş algısını çarpıtarak, gerçek durumu anlamayı zorlaştırıyor.
İran’ın Savaş Narratifi: Gerçeklikle Bağlantısı Kopuk Bir Anlatı
İran’ın savaştaki anlatısı, gerçeklerden önemli ölçüde uzaklaşıyor. Donald Trump’ın geçici ateşkes ilanının ardından, İranlı yetkililer zafer ilan etmiş ve sanki Teheran, teslim olmuş bir rakibe şartlar dayatıyormuş gibi bir plan sunmuşlardır. Hatta, İran’ın Orta Doğu’daki büyükelçiliklerinden biri, yapay zeka tarafından oluşturulan ve ABD Başkanı’nın uçaktan inerken beyaz bayrak salladığı ve diz çöktüğü bir videoyu yayınlamıştır.
Batı’nın Propagandaya Duyarlılığı: “Sanal Bir Zafer”in İnşası
Bu durum, sadece bir anekdot olarak kalabilirdi, ancak Batı’daki yorumcuların büyük çoğunluğunun bu propagandayı kendi propagandası olarak kabul etmesi, durumu daha vahim hale getiriyor. Amerika’nın savaşı kazandığı ancak “esas olarak” kaybettiği yönündeki anlatı, açıkça ifade edilmese bile, zihinlerde yerleşiyor. Bir Polonya gazetesindeki bir röportajda, bir İran uzmanı, ABD Başkanı’nın zafer iddiasına rağmen uranyum zenginleştirmeyi ve savaş tazminatlarını kabul etmesini garip bulduğunu belirtmiştir. Bu koşullar, Beyaz Saray sözcüsünün “çöp kutusuna attığını” söylediği İran planında yer almasına rağmen, Batı’daki bazı çevrelerde müzakere temeli olarak görülmektedir.
İran’ın Askeri Kayıpları ve Batı Medyasının Sessizliği
Gerçekler ise bambaşka bir tablo çiziyor. İran, altı hafta içinde devletin üst düzey yöneticilerinden, ordu ve güvenlik güçlerinden onlarca kişiyi kaybetmiş, tüm savaş donanmasını ve hava kuvvetlerini, çoğu füze ve drone gücünü, neredeyse tüm hava savunma sistemlerini, fabrikalarını, kışlalarını ve yeraltı depolarını yok etmiştir. Lübnan’daki Hizbullah güçleri de ağır darbe almıştır. Ancak bu yıkıcı kayıplar, uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmemiştir. Batı medyasında, Amerikan-İsrail operasyonunun askeri sonuçlarını özetleyen kapsamlı bir makale bulmak neredeyse imkansızdır.
Batı’nın Savaş Algısındaki Değişim: Diyalog ve Kurumlar Önceliği
Neden Batı, Amerika’nın İran üzerindeki üstünlüğünü kabul etmek istemiyor? Birleşik Arap Emirlikleri’nde çalışan Lübnanlı yorumcu Nadim Koteich, bunun temel nedeninin, Batı’nın ve Amerika’nın savaş algısındaki farklılıklar olduğunu belirtiyor. Koteich’e göre, Amerika hala gücün meşru bir araç olduğuna inanırken, Avrupa ise diyalog ve kurumlara dayalı bir sistem inşa etmiştir. Amerika’nın kazanması, Avrupa’nın sisteminin başarısız olduğunu ve Amerikan modelinin işe yaradığını gösterecektir.
Trump Faktörü ve Anti-Amerikanizm
Batı’nın İran’ı “sanal olarak” zaferli göstermesinin bir diğer nedeni ise, Donald Trump’a yönelik yaygın nefret duygusudur. Trump’ın kışkırtıcı söylemleri, ajatollahlara yönelik olsa bile, dünya genelinde tepki çekmektedir. Ancak, uluslararası politikayı değerlendirirken liderlerin retoriğine odaklanmak bir hatadır. Anti-Trumpizm, salonlarda kabul görmüş bir tutum olduğu için, kimse bu tutumun mantığını sorgulamamaktadır.
Polonya’daki “Zayıfa Destek” Geleneği ve İran’a Yönelik Empati
Polonya’da, ezilenlere destek verme geleneği, “yenilgiye uğramak ve boyun eğmemek zaferdir” sözlerinde ifadesini bulur. Bu gelenek, kaybedilen ayaklanmaları kutlamamıza ve yenilmeye mahkum savaşçıları onurlandırmamıza neden olmaktadır. Bu tutum, garip bir şekilde İran rejimine de yansımış gibi görünmektedir. Oysa İran’ın yenilgisi, dünya için iyi bir haberdir. Bu gerçeği kabul edememek, gerçekleri değerlendirme yeteneğimizin zayıflığını gösteriyor.
Kaynak : GazetaPrawna