Tam 10 yıl önce dünya, iklim ısınmasını durdurmak için harekete geçme konusunda anlaştı. Çığır açıcı ve hukuken bağlayıcı Paris Anlaşması, günümüzde en büyük küresel sorunlardan birini çözmeye yardımcı olacak bir pusula olarak kalmaktadır. Peki, işe yarıyor mu? Sert verilerin ne gösterdiğini inceliyoruz.
Paris Anlaşması’nın Önemi ve Geçmişi
12 Aralık 2015’te, Fransa’daki COP21 İklim Zirvesi’nde tarihi bir belge kabul edildi: Paris Anlaşması. Bu, bilimin, en çok etkilenen ülkelerin ve çözüm arayışındaki devletlerin zaferiydi. Neredeyse 200 ülke, iklim değişikliğini durdurma taahhüdünde bulunarak somut hedefler belirledi ve bunların yasal olarak uygulanmasını taahhüt etti. Polonya da anlaşmayı onaylayan ülkeler arasındaydı; Başbakan Beata Szydło birkaç ay sonra anlaşmayı imzaladı.
Artan Emisyonlar ve Artan Sıcaklıklar
2015’ten bu yana CO₂ ve diğer sera gazları sadece değil, hızla artmaktadır. 2015’te atmosferdeki CO₂ seviyesi 400 ppm’yi geçerken, 2024’te 425 ppm’ye ulaşacağı tahmin ediliyor. Sanayi öncesi dönemde bu seviye 280 ppm’ydi. Paris Anlaşması’ndan sonra bile kirleticilerin artış hızı yavaşlatılamamıştır. Bilim insanları, sera gazları atmosferde kaldıkça dünya sıcaklığının sürekli artacağını vurguluyor. 2024, tarihin en sıcak yılı oldu ve ilk kez bir yıl sanayi öncesi dönemle karşılaştırıldığında sıcaklık 1.5°C arttı. Uzmanlar, mevcut trendle ortalama sıcaklığın 2030 yılı civarında 1.5°C artacağını öngörüyor.
Yenilenebilir Enerjide Devrim
Ekstrem hava olayları riski artarken, yenilenebilir enerjide çığır açan gelişmeler yaşanıyor. 2024’te ilk kez dünya genelinde yenilenebilir kaynaklardan üretilen elektrik, kömürden üretilenden fazla oldu. AB’de yenilenebilir enerji, tüm fosil yakıtları geride bıraktı. Polonya’da 2015’te elektrik üretiminin %85’ini kömür sağlarken, 2025’te bu oran %50’ye inecek. Güneş enerjisi fiyatları son on yılda %90 düştü. Pakistan gibi ülkelerde, enerji erişimi sınırlı bölgelere elektrik sağlayan bir devrim yaşanıyor.
Elektrikli araç pazarı 2015’te başlangıç aşamasındaydı. O yıl dünya genelinde 500 bin araç satılırken, 2025’te bu sayı 20 milyona yaklaşacak. Norveç’te yeni otomobillerin %90’ı elektrikli. Polonya’da da 2024’te satılan yeni otomobillerin %10’u elektrikli oldu. Batarya maliyetleri de çarpıcı düşüş kaydetti: 2015’te bir kilovat saatlik depolama maliyeti 1500 dolar iken, 2024’te 125 dolara indi.
Gelecek Senaryoları ve Riskler
Paris Anlaşması öncesi politikalar, 2100 yılına kadar 3.6°C’lik sıcaklık artışı anlamına geliyordu. Mevcut taahhütlerle 2.6°C’lik bir artış öngörülüyor. Son zirvelerde yapılan taahhütler (2030’a kadar yenilenebilir enerjinin üç katına çıkarılması, metan emislerinin kısalması) 1.7°C’lik bir senaryo mümkün kılsa da, bu planların uygulanması belirsizliğini koruyor.
Bu küçük farklar büyük farklılıklar yaratıyor. 1.5°C’lik artış ortalama bir hastalık işareti iken, 2.6°C’de yılda 57 fazla sıcak gün, 4°C’de ise 114 fazla sıcak gün yaşanacak. Bilim insanları, “her derecenin onda birinin aşırı sıcak dalgalarını sıklaştırdığını” belirtiyor. 2015’ten bu yana aşırı sıcak olaylarının oluşma olasılığı önemli ölçüde arttı.
Paris Anlaşması Etkili mi?
2015 öncesi projeksiyonlar, 2035 yılına kadar sera gazlarının %20 ila %48 artmasını öngörüyordu. Şimdi ise %12’lik bir düşüş bekleniyor. Fransız düşünce kuruluşu IDDRI’nın analizine göre, Paris Anlaşması bu dönüşümde belirleyici rol oynadı. Anlaşma, iklim politikasını ulusal gündemlere oturttu, yeni kurumlar ve mekanizmaların kurulmasını sağladı. Ayrıca iklim sorunu, sosyal ve ekonomik politikalardan ayrılmayan bir konu olarak algılanmaya başlandı.
Ancak yolun başındayız. Bir sonraki on yıl, yeni sıcaklık rekorları ve kimi zaman trajik sonuçlar getirecek. Ancak aynı zamanda teknolojik ilerleme ve yeni kırılmalar da getirebilir. Ember analisti Kostantsa Rangelova, “Batarya ekonomisi tanınmaz bir şekilde değişti. Fotovoltaik artık sadece gündüz değil, her an kullanılabilir enerji demek” diye belirtti.