Adalet Bakanlığı, dini duygulara alay suçunda hapis cezasını kaldırmayı öngören Ceza Kanunu değişikliği taslağını hazırladı. Tasarı, mevcut hapis cezasını (2 yıla kadar) ortadan kaldırarak yalnızca para cezası ve hürriyetin kısıtlanmasını öngörüyor. Bakanlık, değişikliği 2022 tarihli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararına dayandırıyor. Ancak, Ombudsman for Citizens’ Rights (RPO), bu değişikliğin AİHM kararının uygulanması için gerekli olmadığını savunuyor ve asıl sorunun dava sürecindeki vahim olduğunu belirtiyor.
Mevcut Hükümler ve Ceza Kanunu Değişikliği Tasarısı
Mevcut düzenlemeye göre, dini duygulara alay etmek için dini nesneyi halka açıkça küçümsemek veya dini ritüellerin icra edildiği yeri halka açıkça saygısızlık göstermek, para cezası, hürriyetin kısıtlanması veya 2 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan Ceza Kanunu değişikliği tasarısı, hükümde belirtilen yaptırımlardan sonuncusunu (hapis cezasını) kaldırmayı öngörüyor. Bu nedenle, bu suç için ceza kataloğunda sadece para cezası ve hürriyetin kısıtlanması kalacaktır.
RPO’nun Değerlendirmesi: Hapis Cezasının Değiştirilmesi Sorunu Çözmez
Ombudsman for Citizens’ Rights (RPO), Adalet Bakanlığı’nın projesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Buna göre, önerilen değişikliklerin “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararını uygulamak için gerekli bir önlem” olmadığını belirtti. 26 Ocak tarihli mektubunda RPO’nun yardımcısı Stanisław Trociuk, özellikle şarkıcı Doda davasında temel sorunun cezanın miktarı değil, “cezalandırılma faktörü” olduğunu vurguladı. Bu, suç unsurlarının değerlendirilmesindeki kusurlu ve özel ilgi (söz özgürlüğü) ile kamu ilgisinin yeterince dengelenmemesi nedeniyle.
Trociuk, AİHM’nin kararına göre yurt içi mahkemelerin şarkıcının ifadesinin bağlamını kapsamlı olarak değerlemediğini, ayrıca farklı dini görüşlere sahip kişilerin barış içinde bir arada yaşamasını sağlamak için söz özgürlüğüne müdahalenin gerekli olduğunu kanıtlayamadığını belirtti. Kendi fikrine göre, yaptırımların sertliği, orantılılık testinin sadece bir bileşeni ve AİHM, uygulanan para cezasının “aşırı” olduğunu tespit etmedi. Ayrıca, dini duygulara alay suçu için hapis cezasının kaldırılmasının ardından, ağır para cezaları ve hürriyetin kısıtlanması cezalarının uygulanma olasılığı hala devam edecekti. Projenin amaçlarından birinin sert yaptırımların önlenmesi ise, tasarlanan hükümlerin bu amacı gerçekleştiremeyeceğini vurguladı.
Ceza Kanunu Değişikliği, Anayasa Mahkemesi Kararı ve Dinî Değerlerin Korunması
Trociuk’un görüşüne göre, AİHM kararını uygulamak için “mahkemeler ve savcılıkların uygulamasının değiştirilmesi, özellikle yurt içi içtihatlarda AİHM içtihadından kaynaklanan bireyin hak ve özgürlüklerinin korunmasının güncel standardının dikkate alınması” gerekiyor. Ayrıca, içtihat pratiğinde Strasbourg standartlarının dikkate alınmaması halinde, Anayasa’nın 10. maddesinin ihlal riski devam edeceğini belirtti. Ancak, RPO, önerilen değişikliklerin AİHM kararını uygulamak için gerekli olmasa da, Ekim 2015 tarihli Anayasa Mahkemesi’nin (TK) kararını gerçekleştirdiğini kaydetti. TK, dini duygulara alay suçu için para cezasıyla cezalandırılmanın anayasaya uygun olduğuna hükmetmişti. Ancak, aynı zamanda, bu tür bir eylemden dolayı 2 yıl hapis cezası öngörülmesinin “çok fazla yıpratıcı” olarak algılanabileceğini de kabul etmişti.
Ocak ayında Adalet Bakanlığı, tasarıdaki değişikliklerin dinî duygulara alay suçu için ceza hükmünün tamamen kaldırılmasını öngörmediğini ve vicdan ve inanç özgürlüğünün korunmasının “belirli cezalandırma önlemlerinin sürdürülmesini gerektirdiğini – ancak orantılılık ve söz özgürlüğü gereksinimlerine uygun olarak” belirtti. Bakanlık, yeni hükümlerin “uluslararası içtihatlardan kaynaklanan gerekliliklere Polonya hukukunu uyarlamak, dinî değerlerin ve kamu düzeninin uygun korumasını sağlarken” amaçlandığını vurguladı.
Kaynak : GazetaPrawna