Yüksek Mahkeme, din değiştirmenin evliliğin tam ve kalıcı olarak bitirilmesinde kusurlu bulunabileceğine hükmetmiştir. Karar, 1970’lerde evlenen ve karısı İman Tanıkları’na geçince çatışma yaşayan çiftin boşanma davasında verildi. Yargıtay, din hürriyetinin evlilik yükümlülükleriyle çakışması durumunda sorumluluğun değerlendirilebileceğini vurguladı.
Ortak İmandan Derin Çatışmaya
İlgili davada, çift 1970’lerin sonunda evlenerek Katolik Kilisesi’ne bağlı olduklarını beyan etti. Yıllar boyunca birlikte dini pratiklere katıldı ve çocuklarını bu gelenek çerçevesinde yetiştirdi.
Durum, karisinin İman Tanıkları’nın faaliyetleriyle ilgilenmeye başlamasıyla değişti. Zamanla bu cemaatin yaşamına dahil oldu ve resmi olarak inancını değiştirdi. Kocası öncelikle yeni dini incelemeye çalışsa da sonunda ilkeleterini reddetti ve özellikle çocukların yetiştirilmesi alanında hayatlarına girmesine karşı çıktı.
Din Hürriyeti ile Evlilik Yükümlülükleri Arasındaki Sınır
Boşanma davası sürecinde, evliliğin bitmesinden kimin sorumlu olduğu ana sorun haline geldi. Eşi, kendisine tanınan vicdan ve din hürriyetinden yararlandığını, kocasının kararına karşı olumsuz tutumunun aile ilişkilerini bozduğunu savundu. Kocası ise farklı bir görüşe sahipti.
Her iki derece mahkemesi de, karısının eylemlerinin evliliğin dağılmasında belirleyici faktör olduğuna hükmetti. Yargıtay’ın temyiz incelemesi bu durumu değiştirmedi ve önceki kararları onadı.
Boşanma ve Din Değişimi: Mahkeme Suçluluk İçerir mi?
Yargıtay kararı, bireyin inanç seçme veya değiştirme hakkını sorgulamamaktadır. Vicdan ve din hürriyeti anayasal olarak güvence altına alınmıştır ve hem inançları hem de bunların dışa vurumunu kapsar.
Aynı zamanda, mahkeme evliliğin belirli yükümlülüklere dayandığını – aile yararına iş birliği, sadakat ve çocukların birlikte yetiştirilmesi – belirtmiştir. Eğer dünya görüşündeki değişim bu alanlarda ciddi ve kalıcı çatışmalara yol açarsa, evliliğin bitmesindeki kusurun değerlendirilmesinde bir unsur haline gelebilir.
Yargıtay Kararının Temel Çıkarımları
Boşanma sürecinde, bireyin resmi hakları yanı sıra bunların evliliğin işleyişindeki somut etkisi de analiz edilmektedir. Kişisel hürriyet ile aile birliğine yönelik sorumluluk arasındaki sınır bu tür durumlarda son derece hassastır.
Kaynak : GazetaPrawna