Toplumda artan “adaletsizlik boyutu” vurgusu, hatalı gözaltılar ve mahkumiyetlerin yarattığı sorunları ortaya koyuyor. Kurumsal sistemde ise savcılık immuniteti, sistem verimliliği için gerekli görülüyor. Teoride var olan geri alma mekanizması pratikte işlemezken, bu durum sorumluluğun sembolik kalmasına yol açıyor.
Sosyal Algı ve Gerçeklik Arasında Uçurum
Sosyal söylemde “adaletsizlik boyutu” terimi sıkça kullanılıyor. Hatalı gözaltılar, dava açılmalar ve haksız mahkumiyetler artık daha sık ortaya çıkıyor. Geçici tutuklamalar, nihai mahkumiyetlere göre daha az ciddi görülse de, yanlış kararlar nedeniyle birçok masum kişi işini, sağlığını ve itibarını kaybediyor. Gözaltılar gürültülü olurken, beraatler sessiz kalıyor; hukuki hatanın kabul edilmesine rağmen “kimi suçlu?” sorusu genellikle cevapsız kalıyor.
Sistemin Perspektifi: Görev Şartları
Vatandaş için hata her zaman bir isimle ilişkilendirilirken, kurumsal alanda bu anonim kalabiliyor. Ceza hukuku matematik değildir; savcılar eksik kanıtlar, zaman baskısı ve toplum beklentileriyle hareket eder. Her hatalı kararın otomatik mali sorumluluk doğurması, kovuşturma sisteminin felç olmasına yol açardı. Dikkatli davranmak yerine hareket etmeme, sorumluluk tartışmasını dert etmemek tehlikesi doğardı. Bu nedenle savcıya verilen dokunulmazlık, bir ayrıcalık değil, devletin işleyişi için zorunludur.
Teoride Kompromis, Pratikte Kilitlenme
Sosyal ve kurumsal dünya arasında uçurum büyüyor, hukuk bunu kapatacak mekanizmalar öngörüyor. Yasalar, hatalı gözaltı veya tutuklamaya neden olan görevlilerden tazminat geri alınmasına imkan tanıyor. Bu, otomasyondan kaçınarak ancak belirgin hallerde müdahale edilebileceği anlamına gelen mantıklı bir denge sunuyor. Gerçekte ise bu mekanizma neredeyse tamamen işlevsiz durumda.
Sembolik Sorumluluk ve Güvensizlik
Sonuçta sorumluluk tamamen teorik kalıyor. Devlet vatandaşlara tazminat öderken, vergi mükellefleri devlet hatalarını finanse ediyor. Sistem dönerken, mahkemenin açıkça hatalı bulduğu karar bile bir ders veya sonuç çıkarmıyor. Hata kabul edilse de, kimse onunla yüzleşmek zorunda değil. Bu, “cezasızlık” hissi doğuruyor; bu his yasal olarak reddedilse de somut olarak yaşanıyor.
Tarafların Argümanları
Mevcut model savunucuları, “donma etkisinden” ve sorumluluğun her küçük hatada intikam aracı olamayacağı uyarısında bulunuyorlar. Eleştirmenler ise, yıllar içinde hiçbir geri almanın olmamasının sistemin teslim görünmesi izlenimi verdiğini savunuyor. Sorumluluğun kişisiz olması, karar kalitesini veya vatandaş güvenini artırmıyor.
Adaletin Temelleri Sorusu
Memurların bağımsızlığını vatandaş adaleti duygusu pahasına koruyan sistem, adil olabilir mi? Ya da sürekli kişisel sorumluluğa giden bir devlet, kendi temellerini zayıflatmaz mı? Bu sorulara net bir cevap yok. Ancak devletin başarısının çok “babası”, başarısızlıklarının ise “yetim” kaldığı yerlerde adalet ve kurumlara güventen söz etmek zordur.
Kaynak : GazetaPrawna



