Medicover’ın “İş, Sağlık, Ekonomi. 2025 Perspektifi” raporuna göre, Milenyum Kuşağı (Y Kuşağı) çalışanlarının neredeyse yarısı yüksek kolesterol seviyelerine sahipken, dörtte biri yüksek tansiyonla mücadele ediyor. Uzun süreli stres, metabolik ve kardiyovasküler hastalık riskini artırıyor. Geçmişte iki krizle tanınan bu nesil, şimdi de hızla gelişen teknolojiyle ilgili endişelerle karşı karşıya. Raporda, Milenyum Kuşağı’nın artan psikolojik sorunları nedeniyle psikiyatrist ve psikologlara yönelimi de vurgulanıyor.
Milenyum Kuşağı ve Artan Sağlık Riskleri
1980 (veya 1981) ile 1996 yılları arasında doğan Milenyum Kuşağı (Y Kuşağı), günümüzde ülke genelindeki çalışanların üçte birinden fazlasını oluşturuyor. Medicover tarafından hazırlanan “İş, Sağlık, Ekonomi. 2025 Perspektifi” raporuna göre, bu yaş grubundaki çalışanların yaklaşık yarısı yüksek kolesterol seviyelerine sahipken, dörtte biri yüksek tansiyonla mücadele ediyor. Uzun süreli stresin, metabolik ve kardiyovasküler hastalıkların gelişim riskini artırdığı belirtiliyor.
Üçüncü Kriz: Teknolojik Değişim ve İş Güvenliği
Raporda, Milenyum Kuşağı’nın daha önce iki büyük krizle karşılaştığı vurgulanıyor. İlk kriz, 2008 ekonomik kriziydi. Bu dönemde iş piyasası istikrarsızlaştı, ücretler düştü ve kadrolu işler yerine daha güvencesiz sözleşmeler (örneğin, “śmieciówki” olarak adlandırılan sözleşmeler) yaygınlaştı. İkinci kriz ise Covid-19 pandemisiydi. Pandemi, resesyona giren iş piyasasında büyük değişikliklere neden oldu ve pek çok kişi işini kaybetti, geleceğe dair belirsizlik ve endişe arttı. Şimdi ise Milenyum Kuşağı, teknolojik değişimlerin getirdiği yeni bir krizle karşı karşıya.
Teknolojinin Yükselişi ve Stresin Artması
Medicover Sağlık Önleme ve Tanıtım Uzmanı Beata Wojciechowska, “Günümüzde üçüncü ciddi bir krizden bahsedebiliriz. Otomasyon ve yapay zekanın hızlı gelişimi gibi teknolojik değişiklikler kaçınılmaz ve çalışanların durumunu doğrudan etkiliyor. Bir yandan işleri kolaylaştırırken, diğer yandan gelecekle ilgili bir dizi endişe yaratıyor. Genellikle ‘nefes alma’ yerine yeni görevler ve artan beklentiler getiriyor. İşte bu sonuçlar gerginliğe ve uzun süreli strese neden oluyor ve bu da vücudun dengesini bozarak hem ruhsal hem de fiziksel sağlığı olumsuz etkiliyor. Kronik inflamasyonlara, organ fonksiyonlarının bozulmasına, otoimmün hastalıkların ve modern yaşamın getirdiği hastalıkların gelişimine yol açabilir” şeklinde açıklıyor.
Stresin Fizyolojik Etkileri ve Beslenme Alışkanlıkları
Uzun süreli stresin, dünya genelindeki ölümlerin başlıca nedeni olan kardiyovasküler ve metabolik hastalıkların riskini artırdığı belirtiliyor. Stres, metabolik düzenlemeyi bozuyor, insülin direncini artırıyor ve yağ dokusunun birikmesine neden oluyor. Ayrıca, hipotalamus-hipofiz-tiroid ekseni gibi hormonal sistemlerin işleyişini etkileyerek hormonal dengesizliklere yol açabiliyor. Tiroid hormonları, her hücrenin metabolik süreçlerinde önemli bir rol oynayarak besinlerin enerjiye dönüştürülme hızını düzenliyor.
Sindirim Sistemi Sorunlarındaki Artış ve Yaşam Tarzı Faktörleri
Uygun olmayan beslenme, stres ve sağlık sorunlarının sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkileri olduğu vurgulanıyor. 2024 yılı verilerine göre, Polonyalı çalışanlar arasında sindirim sistemi hastalıkları nedeniyle doktor ziyaretleri 2022 yılına göre %19’dan fazla arttı. Bu hastalıklar vücut kütlesiyle yakından ilişkili ve yüksek BMI değeri reflü, mide ülseri, irritabl bağırsak sendromu ve karaciğer yağlanması gibi sorunlara yol açabiliyor. 30-49 yaş arasındaki birçok çalışanın modern yaşamın getirdiği hastalıklardan muzdarip olduğu belirtiliyor: %47,5’inin kolesterol seviyesi yüksek (>190 mg/dl), %34,7’sinin kilosu fazla (Vücut Kitle İndeksi BMI 25-29.9), %19,8’inin obezite sorunu var (BMI >=30.0), %26,8’inin tansiyonu yüksek (>=140/90 mmHg) ve %13,9’unun glikoz seviyesi yüksek (>99 mg/dl).
Sağlıklı Beslenme ve Holistik Sağlık Yaklaşımı
Medicover Klinik Diyetisyeni Luiza Woźniak, “Beslenme, sağlığın temel taşlarından biridir ve refahımız, enerji seviyemiz ve fiziksel kondisyonumuz için büyük önem taşır. Aktif çalışanlar arasında, hızlı yaşam temposunun öğün atlamaya, aceleyle yemek yemeye ve basit, çeşitliliği az yiyeceklere yönelmeye yol açtığı gözlemleniyor. Ayrıca, kronik stres iştahı ve beslenme seçimlerini etkileyerek işlenmiş gıdalara, doymuş yağ asitlerine ve basit şekerlere olan eğilimi artırıyor. Bu alışkanlıklar genellikle zaman eksikliğinden kaynaklanıyor, ancak uzun vadede besin eksikliklerine, metabolik bozukluklara ve modern yaşamın getirdiği hastalıklara yol açabilir. Bu nedenle, bilinçli beslenme bugünden geleceğe bir yatırımdır” şeklinde açıklıyor.
2024 yılında, Łódź İş Sağlığı Enstitüsü ile işbirliği içinde yapılan “İşyerinde Psikososyal Tehditler” araştırması, çalışanlar arasındaki stres düzeyine odaklanıyor. Sonuçlar, 30-39 yaş grubundaki kişilerin sağlıklarını olumsuz etkileyen stres yaşadıklarını en sık bildiren grup olmasa da, ruh sağlığı alanında uzman yardımı arayanların en çok bu grupta olduğunu gösteriyor. Rapora göre, 2024 yılında psikiyatrik konsültasyonların sayısı bu yaş grubunda 2022 yılına göre %47 artarken, psikolojik konsültasyonların sayısı %14 arttı.
Stresin Belirtileri ve Önleyici Tedbirler
Kronik yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, nefes darlığı, kalp çarpıntısı, beyin sisi, kilo değişiklikleri, saç dökülmesi, baş ağrısı, gastrointestinal rahatsızlıklar, artan terleme ve uykuya dalmakta zorluk gibi rahatsız edici belirtilerin bir doktora başvurmayı gerektirdiği belirtiliyor. Metabolik risk faktörlerinden kaynaklanan kötü sağlık ve erken ölüm nedeniyle kaybedilen toplam yıl sayısının 2000 yılından bu yana %50 arttığı tahmin ediliyor. İnsanlar giderek daha uzun yaşayacak, ancak sağlıkları her zaman buna ayak uydurmayacak. Bu nedenle, önleyici tedbirlere önem vermek ve Milenyum Kuşağı gibi ruh sağlığı alanında da uzman yardımı almak önemli.
Kaynak : GazetaPrawna