Polonya Parlamentosu tarafından seçilen Anayasa Mahkemesi hakimlerinin, Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin katılımı olmadan gerçekleştirdiği “posta yoluyla” yemin etme girişimi, siyasi ve hukuki bir çıkmaza yol açtı. Cumhurbaşkanı Nawrocki’nin bu durumu kabul etmemesi üzerine hakimler alternatif bir yemin töreni düzenledi. Bu durum, mahkemenin işleyişini ve siyasi dengeleri derinden etkileyebilecek bir hukuki belirsizlik yaratıyor. Hakimlerin yemin etme süreci, Polonya siyasetinde uzun süredir devam eden gerilimlerin bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Sejm’de Yemin Töreni ve Hakimlerin Tuzağa Düşüşü
Polonya Parlamentosu (Sejm) tarafından seçilen Anayasa Mahkemesi hakimlerinin, Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin katılımı olmadan gerçekleştirdiği yemin töreni, siyasi ve hukuki bir çıkmaza sürükleniyor. Hakimler, Cumhurbaşkanı’nın yemin törenine katılmaması durumunda “posta yoluyla” yemin etme yolunu seçmişlerdi. Ancak bu durum, çıkışsız bir siyasi-hukuki tuzağa düşmelerine neden oldu.
Cumhurbaşkanı Nawrocki’nin Tutumu ve Siyasi Motivasyonlar
Eğer Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, yeni seçilen altı Anayasa Mahkemesi hakiminin yeminini almayı isteseydi, bunu kolaylıkla yapabilirdi. Herhangi bir analiz, değerlendirme veya karar ertelemesi gerekmezdi. Ancak Cumhurbaşkanı’nın bu konudaki isteksizliği, siyasi arenada güçlü bir şekilde yerleşmiş durumda. Bu durum, basit bir sonuç gibi görünse de, mevcut durumu daha da karmaşık hale getiriyor.
Anayasa Mahkemesi’nin Dönüşümü ve Siyasi Amaçlar
Anayasa Mahkemesi’nin, hukuki bir yargı organı olmaktan çıkarak siyasi amaçlara hizmet eden bir yapıya dönüşmesiyle birlikte, mahkemeye atanacak kişilerin niteliği de değişti. Artık en iyi hukukçuların değil, siyasi olarak güvenilir kişilerin atanması ön plana çıkıyor. Başbakan Donald Tusk’un ekibi de benzer bir mantıkla hareket ederek, eski Iustitia başkanı ve PiS reformlarının sert bir eleştirmeni olan Krystian Markiewicz’i Anayasa Mahkemesi hakimi olarak seçti. Bu konforlu seçim, muhalefette büyük tepkilere yol açtı. Markiewicz’in varlığı, mahkemenin yeniden yapılandırılmasına değil, Jarosław Kaczyński ve partisinin büyük endişe duyduğu hesaplaşma sürecinin devamlılığını sağlamaya yönelik bir hamle olarak görülüyor. PiS, destekleyici bir mahkeme ile siyasi ve hukuki açıdan kendilerine dezavantajlı düşen girişimleri engelleyebilir veya Brüksel ile olan anlaşmazlıkları için meşruiyet zemini oluşturabilir.
Alternatif Yemin Töreni Sorunu Çözmüyor
Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, dört hakimin yeminini almayacağını stratejik olarak açıklamadı. Kamuoyunun ve parlamentonun seçtiği hakimlerin net bir karar ve gerekçe ile bilgilendirilmesi gerekirdi. Ancak Nawrocki, siyasi bir oyun oynamayı tercih etti: Azınlık koalisyonlarının desteklediği iki hakimin yeminini alarak, mahkemede resmi çoğunluğu sağladı ve mahkemenin faaliyetlerini engellediği yönündeki suçlamalardan kurtuldu. Geriye kalan dört hakimin durumu ise belirsizliğini koruyor. Cumhurbaşkanı’nın bu belirsiz tutumu, parlamentonun seçtiği adayları değerlendirmek için daha fazla zamana ihtiyacı olduğu izlenimini uyandırıyor. Ayrıca, herhangi bir yaptırım olmadığı için acele etmesine gerek yok.
Başkanın Stratejisi ve Alternatif Çözümler
Adayların seçilmesinin üzerinden henüz bir ay geçmeden, Cumhurbaşkanı’nın görünüşte ılımlı tutumu, diğer tarafı Anayasa Mahkemesi’ne girebilmek için alternatif çözümler aramaya zorladı. Bu durum, kurumun “geri kazanılması” konusundaki siyasi baskının yüksek olması ve büyük umutlar beslenmesiyle daha da belirginleşti. Yeni seçilen hakimler, ya Cumhurbaşkanı’nın baskıya boyun eğerek yemin törenine davet edilmesini bekleyecekler ya da Polonya veya Avrupa mahkemelerinde uzun yıllar sürebilecek bir hukuki mücadeleye girecekler. Bu durum, koalisyon tarafından seçilen hakimlerin yemin etmemesi nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne giremediği geçmişteki olayların tekrar yaşanmasına neden olabilir. Sonuç olarak, hakimler koalisyonun siyasi beklentilerine ve kendi inançlarına uyarak, mahkemeye giden kapıları açmaya çalıştılar.
Anayasa Mahkemesi’ni Kontrol Eden Kim?
Anayasa Mahkemesi’ne giden kapıyı “tekmelemek” yeterli olmayabilir. Parlamentonun seçtiği hakimler, Perşembe günü Cumhurbaşkanı’nın engellemesini aşmak için alternatif bir yemin töreni düzenlediler. Ancak bu tür eylemlerin hukuki olarak etkili olacağının garantisi yok. Hukuki çevreler ve kamuoyu bu konuda bölünmüş durumda ve anlaşmazlık uzun yıllar boyunca çözümsüz kalabilir. Uzmanlar, avukatlar ve politikacılar, siyasi görüşlerine ve sempatilerine bağlı olarak kendi pozisyonlarında kalacak ve birbirlerini anayasa ihlaliyle veya hatta suçla suçlayacaklar. Ancak, Anayasa Mahkemesi’nin anahtarlarını elinde bulunduran Bogdan Święczkowski, Anayasa Mahkemesi Başkanı, yeni hakimlerin Szucha Caddesi’nde gerçekten görev yapıp yapamayacağını belirleyecek. Święczkowski’nin bu konudaki kararı oldukça açık.
Sejm’de Yemin Eden Hakimlerin Karşılaşacağı Zorluklar
Sonuç olarak, Sejm’de yemin eden hakimler Anayasa Mahkemesi’ne girmeye çalışacaklar, ancak kapılar kapalı kalacak. Muhalefet, Cumhurbaşkanı önünde yemin etme zorunluluğunu yerine getirmeyen “gaspçı” olarak damgalayacaklar. “Gasp” suçlaması, onları sadece hukuki bir anlaşmazlığa sürüklemekle kalmayacak, aynı zamanda kendilerinin de yasayı ihlal ettiği suçlamasıyla karşı karşıya bırakacak. Bu yükü başlangıçta üstleniyorlar ve bu durum, kamuoyu önündeki statülerini daha da belirsizleştirecek.
Anayasa Mahkemesi’ne Güçlü Müdahale Anlamsız
Anayasa Mahkemesi’ne güç kullanarak girmek pek anlamlı değil. Hatta böyle bir durumun yaşanabileceği bile düşünülebilir, ancak bundan sonra ne olacağı sorusu gündeme gelecek. Polis, hakimlere çalışma odası mı tahsis edecek, belgeleri imzalayacak, duruşma tarihlerini belirleyecek, maaşlarını onaylayacak? Bu mümkün değil. Anayasa Mahkemesi binasına kalıcı bir polis karakolu kurulsa bile bir değişiklik olmayacak.
Anayasa Mahkemesi: Acımasız Bir Siyasi Savaş Alanı
Anayasa Mahkemesi bugün, her türlü yöntemin mübah olduğu acımasız bir siyasi savaş alanıdır. Siyasi elitlerin bir kısmı, ilkelere ve anayasal normların korunmasına önem vermiyor; sadece siyasi çıkarlarını ve hedeflerini savunuyor. Polonya’da anayasada tanımlanan anlamda bir Anayasa Mahkemesi’nin olmadığını kabul etmek gerekiyor. Bunun yerine, siyasi nüfuz için savaşın devam ettiği bir kurumumuz var ve bu savaşı anayasal ve hukuki gerekçeleri olan değil, daha güçlü ve kurnaz olan kazanacak. Bu kurumu kurtarmak artık mümkün değil. Tek çözüm, siyasi bir sıfırlama, ancak mevcut durumda bunun gerçekleşmesi pek olası değil, çünkü bunun için uzlaşma ve devlete sadece kabile savaşları kategorisinde değil, aynı zamanda ortak iyilik kategorisinde bakmak gerekiyor. Siyasi elitlerin ağzından bu son ifade sık sık duyulsa da, aslında hiçbir değeri olmayan boş bir laftan ibaret.
Kaynak : GazetaPrawna



