Polonya’nın Kujawsko-Pomorskie Voyvodalığı’ndaki Pieńw köyünde bulunan 17. yüzyıla ait mezarlıkta yapılan arkeolojik kazılarda, alışılmadık gömme yöntemleriyle gömülmüş bireylere rastlandı. Prof. Dariusz Poliński liderliğindeki ekip, mezarlığın toplum tarafından dışlanan kişilerin son dinlenme yeri olabileceğini belirtiyor. Araştırmalar, gömülenlerin hastalıklar veya farklı inançlar nedeniyle toplumdan ötekileştirilmiş olabileceğine işaret ediyor. Kazılarda, vampir olarak etiketlenen ve çeşitli ritüellerle gömülen bireyler de bulundu.
Pieńw Mezarlığı’nda 20 Yıllık Araştırmalar
Prof. UMK Dr. hab. Dariusz Poliński liderliğindeki ekip, Pieńw köyündeki arkeolojik alanda 20 yılı aşkın süredir araştırmalar yürütüyor. 17. yüzyıla ait mezarlık, büyük olasılıkla Protestan karakteri taşıyor. Ancak araştırmacıların dikkatini çeken en önemli unsur, “atypowe pochówki” (alışılmadık gömüler) olarak adlandırılan gömme yöntemlerinin yüksek sayısı. Araştırmalar, Pieńw mezarlığının toplum tarafından dışlanan kişilerin gömüldüğü bir yer olabileceğini gösteriyor.
101 Mezardan Fazlası ve Atypowe Pochówki
Kazılarda toplam 101 mezar bulunurken, atypowe pochówki sayısı en az bir düzine. Ekip, birkaç mezarın daha bu kategoriye girebileceğini ve incelemelerin devam ettiğini belirtiyor. Son kazı sezonunda dört yeni mezar daha ortaya çıkarıldı: bunlar, ceninler, yeni doğan bebekler ve 12-15 yaş arasındaki gençlerin mezarlarıydı. Prof. Poliński, atypowe pochówki’nin Polonya’daki diğer mezarlıklarda da görüldüğünü ancak genellikle münferit vakalar olduğunu vurguluyor.
Hastalık ve Dışlanma: “Opętanie” (Sahip Olma) Korkusu
Araştırmalar, o dönemde hastalıkların ve farklılıkların toplumda nasıl algılandığını gözler önüne seriyor. Pieńw’deki en bilinen mezar, “wampirka Zosia” (vampir Zosia) olarak adlandırılan genç bir kadına ait. Zosia, boynunda orak ve sol ayağının başparmağında kilit ile gömülmüş. 2024 yılında, antropologlar, doktorlar ve adli tıp uzmanlarından oluşan disiplinler arası bir ekip tarafından yüz rekonstrüksiyonu yapıldı. Yapılan araştırmalar, Zosia’nın sternumda (göğüs kemiği) tümörlere neden olabilecek bir vasküler malformasyondan (anjiyom) muzdarip olduğunu ortaya koydu. Bu durum, göğüs kafesinde bir tümör şeklinde deformasyona yol açmış olabilir.
Kıla ve Antivampir Ritüelleri
Atypowe pochówki arasında, 30-50 yaşlarındaki bir kadına ait mezar da bulunuyor. Araştırmacılar, kadının sol elinin üzerinde bir taş ve tüm sol tarafının etrafında daha küçük taşlar olduğunu belirtiyor. Antropolojik analizler, kadının frenginin (syfilis) üçüncü evresinde, o dönemde korku, dışlanma ve endişe yaratan geç bir aşamasında acı çektiğini gösteriyor.
Bir diğer atypowe pochówki ise yaklaşık 60 yaşındaki bir kadına ait. Kadının kafatası etrafına yerleştirilmiş saha taşları bulunuyor. Bu uygulama, eski ritüellerde antivampir uygulamalarını gösteren bir işaret olarak kabul ediliyor. Taşların, ölenin yere “bastırılması”, dirilişini ve köye geri dönmesini engellemek için kullanıldığı düşünülüyor. Kadının sağ temporal kemiğinin iç yüzeyinde, bir anevrizma izi tespit edildi. O dönemdeki köylüler için bu hastalığın belirtileri – dayanılmaz ağrı, kafadaki basınç – delilik veya apati nöbetlerine ve o zamanlarda “sahip olma” olarak yorumlanan nörolojik değişikliklere neden olabilirdi.
Birlikte Gömülen Anne ve Çocuk
Arkeologları etkileyen bir diğer mezar ise genç bir erkek ve yaklaşık iki yaşındaki bir çocuğun birlikte gömüldüğü mezardı. Erkeklerle küçük çocukların birlikte gömülmesi nadir bir durum. Çocuk, kollarını iki yana açmış halde erkeğin alt bacaklarının üzerine yerleştirilmiş. Mezarda ayrıca, erkeğin uylukları arasında, çocuğun başının yanında, dizlerinin altında ve kasık bölgesinde taşlar bulunuyordu.
Bilinmeyene Karşı Korku
Arkeolog, “Halk arasında endişe yaratan ölüler, boyunlarına oraklarla gömülür, taşlarla ezilir, kilitler takılırdı. Ölenin mezardan kalkıp topluma zarar vereceği korkusuyla yüzükoyun gömüldüğü durumlar da yaşanıyordu” diyor. Bu tür uygulamaların, ölüm, kıtlık ve salgın gibi zorlu durumlar için bir suçlu bulma girişimi olduğunu belirtiyor. Arkeolog, 17. yüzyılın yaşamak için zor bir dönem olduğunu, “küçük buzul çağı” olarak bilinen sert bir iklimin ve düşük verimlerin neden olduğu kıtlığın gerçek bir tehdit oluşturduğunu vurguluyor.
Araştırmacı ayrıca, Avrupa’da Otuz Yıl Savaşları ve İsveç Potopu gibi savaşların yaşandığını, salgın hastalıkların nüfusu azalttığını ve hastalıkların nedenlerinin bilinmediğini belirtiyor. “Bu nedenle, tüm tehlikelerden korunmanın bir yolunu aradılar ve suçluları aradılar” diye açıklıyor.
Kaynak : Gazeta



