Site icon Polonya Haber

Polonya’da Öz Savunma Tartışması: Kanunlar Mağduru Koruyor mu, Suçluyu mu?

polonya da oz savunma tartismasi kanunlar magduru koruyor mu sucluyu mu 61766

Polonya’nın Bystrzyca Kłodzka kentinde yaşanan silahlı çatışma, öz savunma sınırları ve Polonya hukukunun mağdurları mı yoksa saldırganları mı daha iyi koruduğu sorusunu gündeme getirdi. Olayda silah kullanan kişi tutuklanırken, kamuoyunda Polonya yasalarının suçluları koruduğu yönünde bir tepki oluştu. Uzmanlar, öz savunma hakkının sınırlarının net olmadığını ve özellikle ateşli silah kullanımında mağdurun mahkemeden daha çok çekinebileceğini vurguluyor.

Öz Savunmanın Sınırları Polonya Hukukunda

Polonya ceza hukuku, hukuka göre korunan “herhangi bir iyiliğe” yönelik saldırılara karşı meşru müdafaanın sınırlarını belirler. Öz savunmanın sınırları, “güncellik” ve “orantılılık” ilkeleriyle çizilir. “Orantılılık” ilkesi, savunma araç ve yöntemlerinin “saldırının tehlikesine” uygunluğu olarak anlaşılır. Bu kavramların tümü muğlaktır ve her durumda bireysel değerlendirmeye tabidir.

Ateşli Silah Kullanımının Yarattığı Zorluklar

Özellikle ateşli silah kullanıldığında durum daha da karmaşık hale gelir. İstatistikler, ateşli silah ruhsatı sayısının arttığını ve bunun da ateşli silah kullanımının artmasına yol açacağını gösteriyor. Bu durum, ateşli silahla yapılan meşru savunmanın sınırlarının toplumsal olarak nasıl yorumlanması gerektiği konusunda bir tartışma başlatıyor. Ateşli silah, saldırgana karşı önemli bir avantaj sağlayan istisnai bir savunma aracıdır.

Ancak ateşli silah kullanımının ağır sonuçları nedeniyle, mahkeme kararlarında genellikle meşru savunma olarak kabul edilmemektedir. Ateşli silah kullanma kararı genellikle trajik sonuçlara yol açar: saldırganın ölümü veya yaralanması ya da isabetli olmayan atışlarla yaralanma riski. Ayrıca, olay yerinde bulunan siviller de tehlikeye girebilir ve toplum olarak bu tür durumlara alışkın değiliz.

Saldırı Anında Karar Verme İkilemi

Bir saldırı anında silah sahibi olan kişi, ölümcül bir seçimle karşı karşıya kalır: Saldırıya boyun eğmek mi, yoksa neredeyse kesin bir mahkumiyet riskini göze alarak meşru savunma sınırlarını aşmak mı? Olaydan sonra durumu değerlendirirken, genellikle silah kullanımının sonuçlarına odaklanırız ve saldırganın kısa süre önce kendisi de bir suç işlemeye hazır olduğunu unuturuz. Silah kullanımının sonuçları, savunma kararı öncesinde yaşanan olayların tamamını kolayca gölgede bırakır.

Bu nedenle, gerçek mağdurun içinde bulunduğu durumu gözden kaçırmak kolaydır. Etkili bir şekilde karşılık verdiğimizde, karşılaştığımız tehlike düzeyi varsayımsal bir figüre dönüşür.

Ateşli Silah ve Orantılılık İlkesi

Savunanın her zaman saldırıya orantılı savunma araçları seçmesi beklentisi elbette haklı bir taleptir. Bu nedenle, silah sahiplerine yıllardır biber gazı veya elektroşok gibi ek araçlar edinmeleri tavsiye edilmektedir. Böylece, kanunun bizden beklediği gibi, savunma yöntemlerini duruma uygun hale getirebilirler. Sağduyulu – ve sadece bu tür kişiler Polonya’da silah ruhsatı almalıdır – kimse, mutlak olarak zorunlu kalmadıkça ölümcül bir araç kullanma kararı almaz.

Ancak bu ilke, suç mağdurlarının yeterli şekilde korunması ve meşru savunma sınırları bağlamında yetersiz kalmaktadır.

Mahkeme ve Savcılık Perspektifinden Değerlendirme

Potansiyel bir mağdurun durumunu bir mahkeme salonundan veya savcılık ofisinden değerlendirmek oldukça kolaydır. Ancak zamanla, saldırıya uğrayanın içinde bulunduğu durumu tam olarak değerlendiremeyiz. Bunu doğru bir şekilde yapmak için, aynı saldırıya aynı fail tarafından maruz kalmamız gerekir. Ancak o zaman değerlendirmemizi subjektif olarak yaparız, kendi bakış açımızdan, gerçekte savunma yapan kişinin bakış açısından değil. Çünkü her birimizin farklı algıları, becerileri ve ani bir tehdide karşı psikolojik dayanıklılığı vardır ve bu tehdide biz neden olmadık.

Çoğumuz günlük olarak ani bir saldırıyı püskürtmeye zihinsel veya fiziksel olarak hazır değiliz. Beklenen tepkiyi “ortalama” veya “nesnelleştirmeye” yönelik her girişim başarısızlığa mahkumdur. Bu koşullarda, bir mağdurun sağlığına veya hayatına yönelik bir saldırıya karşı “orantısız” savunma araçları kullandığı için nasıl yargılanabilir veya kınanabilir?

Saldırının Önlenmesi ve Orantılılık Sorunu

Bir saldırının sonuçlarını tam olarak neyin önlediğini belirlemek de zordur. Saldırganın sahip olduğu araçları belirleyerek bu soruyu yanıtlamaya çalışmak yetersizdir. Çünkü herhangi bir silah kullanılmadan da ağır yaralanmalara yol açan kavgalar yaşanmaktadır. Bu durum, mağdurların savunma yöntemlerinin “orantılılığı” konusundaki argümanlarını zayıflatır. Bu nedenle, “Peki, yasal bir vatandaş olarak dövülmeye mi izin vermeliydim?” gibi retorik soruların ortaya çıkması şaşırtıcı değildir. Saldırganın yanında “sadece” bir bıçak veya başka tehlikeli bir alet bulundurması durumunda ateşli silah kullanımı genellikle “orantılı” olarak kabul edilmez. Çünkü ateşli silah prensip olarak ölümcül bir silahtır. Sanki saldırganın elindeki bıçak veya cop ölümcül değilmiş gibi.

Bir kadının tecavüz ve hayat boyu sürecek travma tehdidi altında olduğunu nasıl kanıtlayabilir? Çünkü fail – savunma hakkı verilirse – süreçte her zaman kötü niyetini reddedecektir. Benzer durumlar çoğaltılabilir. Bu nedenlerden dolayı, savunmanın “orantılılığını” ve “uygunluğunu” aramak birçok durumda başarısızlığa mahkumdur.

Polonya Ceza Kanunu Madde 25’in Uygulaması

Toplumun eleştirisi özellikle adalet organlarına yöneliktir. İlginç bir şekilde, meşru savunma sınırlarını aştığında bile savunma yapanı sorumluluktan kurtaran önemli bir hükmü görmezden geliyor gibi görünmektedirler. Polonya Ceza Kanunu Madde 25 § 3 uyarınca, “saldırının koşullarıyla haklı gerekçelerle korku veya heyecan içinde hareket eden kişi, meşru savunma sınırlarını aşsa bile cezalandırılmaz.” Bu şart, sağlığımıza veya hayatımıza yönelik ani ve doğrudan bir saldırıya karşı savunmanın çoğunda karşılanır. Doğrudan bir saldırının potansiyel bir mağdura korku veya heyecan uyandırmaması düşünülemez. Bu duyguların savunma yöntemiyle ilişkilendirilmemesi de zordur.

Peki sorun nerede? Bu kural, hafifçe söylemek gerekirse, mahkeme kararlarında yeterince dikkate alınmamakta, hatta görmezden gelinmektedir. Savunmanın sonuçlarını değerlendirmek, gerçekleşmeyen saldırının sonuçlarını değerlendirmekten daha kolaydır.

Durumun Değişimi ve Devletin Rolü

Bu durumun bir gecede değişmesi pek olası değildir. Devlet, bu iş için ayrılmış hizmetler aracılığıyla her durumda bizi koruyamaz. Her köşede, bizim yerimize yasal yetkiyle güç kullanacak bir polisin bulunmasını karşılayacak mali gücümüz yoktur. İnternetteki çok sayıda yorumdan, yasaların ve adalet organlarının uygulamalarının, bir vatandaşın bir suçluyla karşılaştığında yeterince korunmasını sağlayacak şekilde şekillendirilmesi beklentisi ortaya çıkmaktadır. Bu koruma, yalnızca hayatın açık tehlikesi durumunda değil, aynı zamanda sağlığa yönelik potansiyel tehlike durumunda da sağlanmalıdır.

Önleyici Tedbir Olarak Meşru Savunma Hakkının Genişletilmesi

Burada sorunun özüne geliyoruz: Devletin yardım yeteneklerindeki açık göz önüne alındığında, vatandaşın korunması öncelikle suça karşı etkili bir savunma yapma imkanıyla sağlanmalıdır. Bu, mağdurun, geniş anlamda meşru savunma kapsamında, saldırganın sahip olduğu ve kullandığı araçlardan daha yoğun ve radikal önlemler alma hakkını kapsamalıdır. Bir suç mağduru, yasa dışı bir saldırıya karşı haklı bir savunma yapmaya değer olup olmadığını, devletin savunma yöntemini eleştirel bir şekilde değerlendireceği korkusuyla düşünmemelidir. Bir internet kullanıcısı bu ikilemi şu şekilde özetledi: “Polonya’da ölmek mi yoksa öz savunma nedeniyle hapse girmek mi olduğuna hızlıca karar verebilirsiniz.”

Önleyici Etki ve Sınırlar

Bu şekilde anlaşılan meşru savunma kesinlikle ek bir önleyici faktör olacaktır. Bir başkasının sağlığına bile tehdit oluşturarak karar veren bir suçlu, mağdurunun yasa önünde “daha fazlasını” yapabileceğini hesaba katmak zorunda kalacaktır. Aynı zamanda “daha fazla”, “her şey” anlamına gelmez. Bu tür bir meşru savunmanın sınırı, savunma yönteminin potansiyel tehlikeye göre “bariz bir orantısızlığı” olmalıdır. Savunma hakkı, her bahane ile saldırıya izin verme hakkına dönüşmemelidir.

Polonya’da Meşru Savunmanın İki Standardı: Evin Korunması ve Parkta Öz Savunma

Burada ilginç bir nokta daha var: Polonya yasalarında, savunma hakkına yönelik bu tür bir yaklaşımı uygulayan hükümler bulunmaktadır ve saldırının tehlikesine orantısız yoğun önlemlerin kullanılmasının kabul edilebilirliğini onaylamaktadır. Ancak bu hükümler yalnızca dar bir suç grubu için geçerlidir: ev ve aile üyelerinin korunması (Polonya Ceza Kanunu Madde 25 § 2a). Kendi evini ve aile üyelerini korumayı artırma amacı, en azından parkta yürüyen bir kadına aynı korumayı vermeme amacı nedir?

Tutarsızlık ve Tek Tip Uygulama Gerekliliği

Bu iki koruma rejiminin bir arada varlığı oldukça mantıksız ve toplumsal beklentileri karşılamamaktadır. Meşru savunmanın sınırları, hangi iyiliğin tehdit edildiğine bakılmaksızın tutarlı ve tek tip olmalıdır. Evin korunması durumunda olduğu gibi, savunma yapan vatandaşa karşı daha yüksek bir tolerans düzeyi, bir hukuk devletinde uygun ve tek çözüm gibi görünmektedir. Yalnızca savunma yönteminin tehlikeye göre “bariz bir orantısızlığı” izin verilen meşru savunmanın sınırını oluşturmalıdır. Bu hedefe ulaşmak için, adalet sisteminin uygulamalarının kademeli (ve belirsiz) bir şekilde evrimleşmesini bekleyebilir veya ceza kanununu bu yönde değiştirmeye cesaret edebiliriz. Belki Bystrzyca Kłodzka’daki trajedinin ardından bu konuda somut bir tartışmaya dönmek faydalı olacaktır?

Kaynak : GazetaPrawna

Exit mobile version