Polonya’da Prawo i Sprawiedliwość hükümetinin 2017’den itibaren yürüttüğü reformlarla yargı sistemi siyasetin içine çekilmiştir. Bu süreçte, bakan Zbigniew Ziobry’nin talimatlarıyla hareket eden bakan yardımcısı Łukasz Piebiak’ın öncülüğündeki düzenlemeler, yargıyı siyasetçilere tabi kılmak yerine üzerinde kontrol sağlamayı amaçlamıştır. Değişikliklere karşı çıkan yargıçların susturulması ve siyaset dünyasından isimlerin yargıya atanmasıyla birlikte Igor Tuleya, Paweł Juszczyszyn ve onlarca diğer yargıç, bağımsızlığını korumak için siyasi nitelikli eylemlere başvurmak zorunda kalmıştır.
Yargı ve Siyasetin Yeni Dinamikleri
Bunu flört olarak adlandırmam, çünkü bu, yargıçların siyasetçilerle sürekli anlaşmalar içinde olduğu izlenimini verir. Ne yazık ki, Prawo i Sprawiedliwość hükümetinin doğrudan etkisi, yargıçların ve yargı sisteminin siyasete entegrasyonudur.
2017 Reformlarının Temel Amacı
2017 yılına dönüldüğünde, bakan Zbigniew Ziobry adına hareket eden bakan yardımcısı Łukasz Piebiak tarafından uygulanan reformların asıl amacı, yargıyı siyasetçilere tabi etmek değil, yargıçlar ve yargı sistemi üzerinde daha fazla nüfuz elde etmekti.
Atamalar ve Susturma Politikaları
Yargıçlık pozisyonlarının doldurulmasından, değişikliklere karşı çıkanların susturulma girişimlerine kadar birçok süreç izlendi. Yargı sistemine, Ordo Iuris aktivisti, dışişleri bakan yardımcısı ve sonrasında Yargıtay’ın önde gelen yargıcı olarak basın sözcüsü görevini yürüyen Aleksander Stępkowski gibi siyaset dünyasından birçok isim getirildi.
Direnç ve Siyasi Boyut
İsyan edenler, yani Igor Tuleya, Paweł Juszczyszyn, Waldemar Żurek, Piotr Gąciarek ve onlarca diğer yargıç, siyasete doğrudan girmek yerine, yargı bağımsızlığına dair argümanlara ek olarak siyasi nitelikli eylemler kullanmak zorunda kalmıştır. Aksi takdirde yargının ele geçirilmesine karşı protesto edilemezdi. Onların çabası olmasaydı, Polonya’nın Viktor Orbán’ın en büyük müttefiki olur ve onun izinden giderdi.
Kaynak : GazetaPrawna