Avukat Marta Wnuk, “Jak wygrać opiekę naprzemienną?” podcastinde velayet kararının temel ilkesinin çocuğun mevcut fiziksel konumu olduğunu belirterek, mahkemenin bu durumu esas aldığını vurguladı. Ewa Czerlonek Adliye Kancelaresi’nin sosyal medya paylaşımında ise boşanma sürecindeki ebeveynlere, çocuğu yanında bulundurmaları için uyarılarda bulunuldu. Eleştiri, bu tür tavsiyelerin ebeveynler arasında çatışma potansiyeli taşıdığı yönünde yoğunlaşıyor.
Mahkemenin Temel Kriteri: Çocuğun Mevcut Durumu
Avukat Marta Wnuk, “Jak wygrać opiekę naprzemienną?” adlı podcastte velayet kararının temel sorusunun “çocuk nerede?” olduğunu açıkladı. Gerek önlem gerekse ana dava kapsamında çocukla kim yaşayacağına karar veren mahkemenin, davanın somut gerçeklerine dayandığını belirten Wnuk, hakimin ilk olarak çocuğun şu andaki bulunduğu yerini ve ebeveynlerin çocuk yetiştirme sistemini sorduğunu ifade etti.
Eğer ebeveynler “haftalık haftalık” bu şekilde çocukla yaşadıklarını belirtirse mahkemenin bu somut durumu kabul edeceğini düşündüğünü söyleyen Wnuk, ancak çocuk annenin yanında olduğunu, babanın ise ikinci hafta sonunda ziyaret ettiği ve hafta içinde bazen görüştüğü bir durumda mahkemenin somut gerçekler doğrultusunda bu durumu tespit edeceğini vurguladı.
Sosyal Medyada Tartışmalı Tavsiye
Ewa Czerlonek Adliye Kancelaresi’nin sosyal medya hesabında paylaşılan bir videoda şu ifadeler yer aldı: “Boşanma sürecindesin? Eşin benden nefret edecek. Çocukları yanında güvenceye alana kadar ortak evden ayrılma! Mahkeme genellikle çocuğun yerleşim yerini çocuğu o anki halde bulunduran ebeveyn verir (…) Eğer ayrılmak zorunda kalırsan çocuklarını yanına al, onları artık geri alamayabilirsin.”
Eleştiri ve Sistemik Endişeler
Bu içerik iki temel eleştiriye yol açtı: Birincisi, doğrudan erkekleri hedefleyen “çocuklarını yanına al, onları artık geri alamayabilirsin” şeklinde bir reklamın düşünülüp düşünülmediği. İkincisi, bu tür materyallerde anlatılanların doğru olması durumunda, bir ebeveynin diğerini çocuğun günlük yaşamından uzaklaştırmak için (öfke almak veya nakdi nafaka maksimize etmek amacıyla) kaçırılma yolunda bilerek veya bilmeyerek bir ipucu alıp almadığı.
Eleştiri, bu mekanizmanın sanık veya avukatlar tarafından değil, mahkemenin kendi kararlarıyla işlediği yönünde yoğunlaştı. Mahkemenin kararlarıyla uygulamada neyin “işe yaradığını”, neyin “kınandığını”, neyin sanık ebeveyni yaptırıma veya olumsuz bir karara maruz bırakacağını ve neyin sonuçsuz kalacağını hatta “ödül” olarak olumlu bir kararla sonuçlanacağını gösterdiğine dikkat çekildi.
Kaynak : GazetaPrawna



