Yapay zeka ve yaraticilik bedelini kim odeyecek 67529

Yapay Zeka ve Yaratıcılık: Bedelini Kim Ödeyecek?

Yapay zekanın hızla gelişmesi, yaratıcılık alanında hem fırsatlar hem de tehditler yaratıyor. Avrupa Ekonomik Kongresi’nde düzenlenen bir panelde, ZAiKS Derneği Genel Müdürü Karol Kościński, yapay zekanın otomasyonun sosyal ve siyasi sonuçlarına dikkat çekti. Kościński, yapay zekanın özellikle kullanıcı müziği gibi alanlarda insan gücünün yerini alabileceğini, ancak otantik duyguların ve hikayelerin yapay zeka tarafından üretilemeyeceğini vurguladı. Yasal düzenlemelerin ve toplumsal farkındalığın, bu dönüşümün olumlu yönde yönetilmesi için kritik önem taşıdığı belirtildi.

Yapay Zeka Yaratıcılık Alanında Neleri Değiştiriyor?

Yapay zeka, içerik üretiminde hız, maliyet avantajı ve sınırsız ölçeklenme imkanı sunarak, bazıları için rutin işlerden kurtuluş anlamına gelirken, diğerleri için varoluşsal bir tehdit oluşturuyor. Bu değişimin etkileri sadece iş piyasasıyla sınırlı kalmayacak, toplumsal yapıyı, siyasi alanı ve dijital dünyanın geleceğini şekillendirecek temel soruları da beraberinde getirecek.

Avrupa Ekonomik Kongresi’nde Yapay Zeka Tartışmaları

Katowice’deki Avrupa Ekonomik Kongresi’nde düzenlenen “Teknoloji, İnsan, Denge” panelinde, yapay zekanın fırsatları, riskleri ve özerkliği koruma yeteneği tartışıldı. ZAiKS Derneği Genel Müdürü Karol Kościński, açılış konuşmasında yapay zekanın, insanlara özgü alanlara, özellikle de yaratıcılığa girmeye başladığını belirtti.

Kritik Düşünme ve Bilinçli Karar Alma Önemi

Kościński, bu değişimin bir kurtuluş mu yoksa bir hapishane mi olacağının, toplumun eleştirel düşünme ve bilinçli karar alma yeteneğini koruyup koruyamayacağına bağlı olduğunu ifade etti. Günümüzde bile otantik içerik ile algoritmalar tarafından üretilen içerik arasındaki ayrımı yapmanın giderek zorlaştığını, bu durumun 15 yıl sonra nasıl bir tablo çizeceğinin ise bugünden kestirilemez olduğunu söyledi. Bu durumun, sosyal medyanın yaşam üzerindeki etkileri hakkındaki güncel tartışmalara benzer bir belirsizlik içerdiğini vurguladı.

Kullanıcı Müziği Ortadan Kalkabilir, Otantik Duygularsa Değil

ZAiKS Genel Müdürü, yapay zeka devriminin müzik alanındaki somut etkilerine değindi. Müzik eserlerinin üretimi, genellikle iki alana ayrılıyor: ticari amaçla, sipariş üzerine yapılan çalışmalar ve bireysel ifadenin bir aracı olan sanatsal yaratıcılık. Kościński, televizyon programlarının müziklerini, reklam jingle’larını ve kamusal alanlardaki müzikleri içeren ticari alanda, yapay zekanın insan gücünü zaten etkili bir şekilde değiştirebileceğini belirtti. Bu alanda çalışan bestecilerin, özellikle serbest çalışan ve düzensiz gelire sahip olanların, önemli ölçüde iş kaybetme olasılığı bulunuyor.

Etik Boyut: Başkalarının Eserleri Üzerine İnşa Edilen Üretim

Kościński, bu sürecin önemli bir etik boyutuna da dikkat çekti. Yapay zeka sistemlerinin, yeni eserler üretmek için insanların oluşturduğu geniş veri kümelerini kullandığını, çoğu zaman da bu kişilerin bilgisi veya onayı olmadan bunu yaptığını vurguladı. Başka bir deyişle, birinin emeği kullanılarak ürün üretilip, o üreticinin piyasadan dışlanması durumunun, uzun vadede toplumsal bir soruna yol açacağını belirtti. Aynı zamanda, yaratıcıların marjinalleşmeye karşı korunabileceği bir faktörün, otantikliğe duyulan ihtiyaç olduğunu vurguladı. Özellikle genç nesillerin, yapaylığa karşı duyarlı olduğunu ve gerçek duyguları, hikayeleri ve başkalarının deneyimlerini aramaya devam edeceğini ifade etti. Yapay zekanın bu tür duyguları sunamadığını kaydetti.

İş Piyasasında Şok ve Siyasi Sonuçlar

Karol Kościński, otomasyonun toplumsal etkilerini hafife almamak gerektiğini vurguladı. Yapay zeka devriminin sadece iş gücünün %15-20’sini etkileyeceği ve bu kişilerin yeniden eğitilebileceği argümanının yanlış olduğunu savundu. Bu oranın, etkilenen kişilerin aileleri ve yakın çevresiyle birlikte değerlendirildiğinde sorunun boyutunun katlanarak arttığını belirtti. Yeniden eğitimin herkes için erişilebilir bir seçenek olmadığını ve tüm meslek grupları için geçerli bir varsayımda bulunulamayacağını vurguladı.

Kościński, 1990’ların başındaki sistem dönüşümünün etkilerinin, günümüzde hala toplumda belirli tutumlar, korkular ve siyasi tercihler olarak hissedildiğini hatırlatarak tarihi bir analoji yaptı. Büyük bir insan grubunun ekonomik hayata dışlanmasının benzer sonuçlar doğuracağını, çözüme kavuşturulmamış korku ve hayal kırıklıklarının, bu duyguları kullanmaya hazır siyasi hareketler için zemin hazırlayacağını ve bu durumun nasıl sonuçlanacağının belirsiz olduğunu ifade etti.

Telif Hakkı Uyum Sağlayacak, Ancak Aktivizm Gerekli

Kościński, yapay zeka devriminin yaratıcılar ve düzenleyiciler önündeki yasal sorunlara da değindi. Telif hakkının, genellikle katı ve yavaş tepki veren bir sistem olarak algılansa da, tarihsel olarak teknolojik değişimlere her zaman uyum sağladığını belirtti. İnternetin yaygınlaşmasının telif haklarını ortadan kaldıracağı yönündeki yaygın inanışın aksine, günümüzde müzik ve film akış hizmetlerinin telif hakları çerçevesinde sorunsuz bir şekilde çalıştığını vurguladı. Benzer bir sürecin, yapay zeka modellerini eğitmek için başkalarının eserlerinin kullanılmasını düzenleme konusunda da yaşanacağını öngördü.

Amerika Birleşik Devletleri’nde bu konuda büyük teknoloji şirketlerine karşı onlarca dava açıldığını ve bu davaların sonuçlarının, hem yaratıcılar hem de yapay zeka endüstrisinin iş modeli için küresel önem taşıyacağını belirtti. Çözüm için aktivizm ve yaratıcı yaklaşımların gerekli olduğunu, aynı zamanda bu devrimden kazanç sağlayacakların da dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Yapay Zeka Devriminin Arkasındaki Güçler

Kościński, konuşmasının son bölümünde, yapay zeka tartışmalarında genellikle göz ardı edilen bir tezi ortaya koydu. Yapay zeka devriminin, kamu yararına olan bir olgu olarak sunulsa da, kökeninde sadece birkaç büyük şirketin, yani küresel teknoloji devlerinin kendi finansal çıkarlarını gözeten iş politikaları yattığını belirtti. Bu şirketlerin yarattığı sorunun, kamu kaynakları tarafından çözülmesinin maliyetli olacağını ve bu durumun dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Bilgi alanının düzenlenmesi ve temel hakların korunmasının, ticari kuruluşların elinde bırakılmasının tehlikeli olduğunu vurguladı. Bilgiyi nasıl algıladığımız, ne gördüğümüz, ne duyduğumuz ve neyin doğru olduğuna karar verdiğimiz konularının, demokratik ve toplumsal kontrole tabi kurumlara ait olması gerektiğini, şirketlere bırakılmaması gerektiğini sözlerine ekledi.

Kaynak : GazetaPrawna

Previous Article

İran Savaşı ABD'ye Pentagon Tahmininden Daha Maliyetli Olabilir

Next Article

Varşova'da Alkollü Sürücüyle Elektrikli Scooter Kazası: 15 Yaşındaki Genç Hastaneye Kaldırıldı