Atom Bilimcileri Bülteri’nce insanlığın yokoluşuna 85 saniye kaldığına işaret edilen Nüklear Zamanlayıcı, Ocak 2026’da tarihin en tehlikeli seviyesine ayarlandı. 5 Şubat 2026’da sona erecek Yeni START Sözleşmesi, ABD ve Rusya’nın (dünya nükleer silahlarının %90’ını barındıran ülkelerin) arsenellerini düzenleyen son uluslararası anlaşmaydı. Sözleşmenin bitişiyle birlikte 1972’den beri var olan bu denetim mekanizması sona ererken, dünya yeni bir silahlanma dalgasına giriyor.
Atom Bilimcileri Bülteni: 85 Saniye Yenile
Atom Bilimcileri Bülteri’nce insanlığın yokoluşuna 85 saniye kaldığına işaret edilen Nüklear Zamanlayıcı, Ocak 2026’da tarihin en tehlikeli seviyesine ayarlandı. Bu bilimsel metafor, karar vericileri ve kamuoyunu küresel felaket riskine dikkat çekmek için bilim insanları tarafından kullanılmaktadır. 1947 yılında, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği nükleer silahlanma yarışına girdiği zaman, bilim insanları Nüklear Zamanlayıcı’yı (Doomsday Clock) yarattı. Amerikan dergisi, üç ana risk kaynağını belirtti: nükleer eskalasyon, kontrolsüz yapay zeka gelişimi ve biyolojik tehditler.
Yeni START Sözleşmesinin Sona Ermesi: Bir Dönemin Sonu
İlk tehdide odaklanıyorum, çünkü 5 Şubat 2026 Perşembe günü Yeni START sözleşmesi sona erecek. ABD ve Rusya’nın (dünya nükleer silahlarının %90’ına sahip ülkelerin) nüklear arsenallerini düzenleyen son yürürlükteki uluslararası anlaşmadır. Bu sembolik an, daha önce INF Anlaşması’nın (kısa ve orta menzilli füzelerin ortadan kaldırılması amacıyla) da yürürlükten kalkmasıyla birlikte, dünyada silahlanmanın yayılmasına yönelik onlarca yıllık çabanın bir aşamasının sona erdiğini gösteriyor. Yeni START, rekabetin bile kurallarının olduğu bir çağın son kalıntılarından biridir. Yeni bir silahlanma spiralini önleyecek resmi sınırlar, incelemeler, veri alışverişi veya engeller olmayacak. Sadece siyasi irade veya onun yokluğu kalacak.
Silahlanma Kontrolünün Tarihsel Süreci
Nükleer silahlanma kontrolü Soğuk Savaş dönemine kadar uzanırken, 1970’li yıllarda Washington ve Moskova karşılıklı kısıtlamalar ve denetimler sistemi oluşturmaya başladı. Stratejik Silahları Kısıtlama Anlaşması (SALT I) ve Anti-Balistik Füze Anlaşması, 1972 yılında ABD ile SSCB arasında imzalanan ilk anlaşmalardandı. Bu sistemin en büyük başarısı, Soğuk Savaş’ın zirvesine göre stratejik arsenalleri %80’den fazla azaltan 1991 tarihli START I anlaşması oldu. Sonraki anlaşmalar başlıkları sayısını adım adım kısıtladı. Yeni START, bu sürecin zirvesiydi ve 2010 yılında Barack Obama ile Dmitri Medvedev tarafından imzalandı. Her tarafa konuşlandırılan başlıkları 1550’ye, fırlatıcıları 700’e kadar kısıtladı. Doğrulama mekanizmaları (incelemeler, bildirimler, veri alışverişi) de aynı derecede önemliydi: gerilim ve kriz zamanlarında en düşük güvenlik düzeyini sürdürmelerine olanak tanıdığı için. Yani Yeni START sadece bir silahsızlık anlaşması değil, aynı zamanda bir risk yönetimi sistemiydi.
Yeni START’ın Süresinin Dolması ve Siyasi Gelişmeler
Yeni START’ın süresinin dolması, 1972’den beri ilk kez ABD ve Rusya’nın stratejik arsenellerini kısıtlayan hiçbir resmi anlaşma olmadığı anlamına gelir. Her iki ülke hala Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması (NPT) tarafları olsa da, bu anlaşma arsenel seviyelerini değil, yayılmasını kapsar. Eylül 2025’te Vladimir Putin, Yeni START’ı bir yıl daha uzatmayı önerdi, bu teklifi Donald Trump “iyi bir fikir” olarak nitelendirdi. Putin, ABD’nin de aynı şeyi yapması halinde Rusya’nın 12 ay boyunca eski sınırlara uymaya hazır olduğunu belirtti. Bu önemli bir sinyal ama bu beyanın resmiyete dökülmesi konusunda bir perspektif görünmüyor.
Yeni Bir Silahlanma Dalgası ve Küresel Tehditler
Aynı zamanda dünya, sadece ABD, Rusya, Birleşik Krallık, Fransa, Çin, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve resmi olmayan şekilde İsrail gibi geleneksel nükleer güçleri değil, aynı zamanda yeni bölgeleri içeren yeni bir silahlanma aşamasına giriyor. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından sonra Skandinavya (özellikle İsveç’te) caydırıcılık ve güvenlik konusunda ciddi bir tartışma sürüyor, bunun arasında kendi nükleer arsenaline sahip olma konusu da var. Asya’da Japonya, on yıllardır ilk kez açıkça saldırgan yeteneklerden bahsediyor ve Güney Kore’de, Kuzey Kore’nin tehdidine karşı kendi nükleer silahlarına sahip olma konusunda destek artıyor. Almanya’da kendi “nükleer şemsiyesi” ve Avrupa caydırıcılığına katılım konusu yeniden gündeme geliyor. Böyleki sesler Polonya’da da ortaya çıkıyor. Artık daha fazla ülkenin kendi nükleer arsenaline ihtiyaç duyduğuna inandığı bir dünya, Nüklear Zamanlayıcı’nın gösterge geri döndürmeyeceğinden emin.
Kaynak : GazetaPrawna



