Polonya anayasa mahkemesi nde i slevsizlik ve siyasi mudahaleler 65868

Polonya Anayasa Mahkemesi’nde İşlevsizlik ve Siyasi Müdahaleler

Polonya Anayasa Mahkemesi’nin (TK) kuruluşundan itibaren yaşadığı sorunlar, siyasi atamalar ve işlevsizlik derinleşiyor. Mahkemenin, yasaları denetleme yetkisiyle “negatif yasama” olarak adlandırılmasına rağmen, son dönemde siyasi baskılar nedeniyle etkisiz hale getirildiği belirtiliyor. Yeni atamalarla başlayan süreçte Cumhurbaşkanı Nawrocki’nin noter huzurunda yeminleri kabul etmemesi ve ardından yaşanan tartışmalar, hukukun üstünlüğüne dair endişeleri artırıyor. Mahkemenin geleceği belirsizliğini korurken, siyasi çıkarların hukuki süreçleri gölgede bıraktığı vurgulanıyor.

Anayasa Mahkemesi’nin Kurumsal Başarısızlığı

Polonya’daki Üçüncü Cumhuriyet’in en başarısız projelerinden biri olabilecek Anayasa Mahkemesi’nin (TK) mevcut durumu, göz ardı edilemez bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor. Sağ görüşlü partilerin TK’ye atadığı kişilerin niteliksiz ancak partiye bağlı olduğu belirtiliyor. Koalisyon hükümetinin ise uzun süren atama gecikmeleri ve sonrasında uzman görüşlerini dikkate almaması eleştiriliyor. Mahkeme içinde “Bu kim?” ve “O zaten biliniyor” gibi fısıltıların duyulduğu ifade ediliyor. Profesör Marcin Dziurda dışında diğer adayların hukuk camiasında büyük bir muhalefetle karşılaşmadığı belirtiliyor.

Cumhurbaşkanı Nawrocki’nin Tutumu ve Protokol İhlali

Cumhurbaşkanı Nawrocki’nin Profesör Dziurda’yı Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na davet etmeyi reddetmesi dikkat çekiyor. Devlet başkanına, 17. yüzyıl İngiliz atasözü “Evim benim kalesimdir”in Cumhurbaşkanlığı Sarayı için geçerli olmadığı hatırlatılması gerekiyor. Saray’da misafirlerin kabulü, keyfi değil, yasal düzenlemelere uygun olarak yapılmalı.

Merkezi Kontrol Modelinin Başarısızlığı

Kadrolaşma sorunlarının ötesinde, Polonya’da merkezi kontrol modelinin anayasal denetim konusunda başarılı olmadığı kabul ediliyor. Yasaları iptal etme yetkisi nedeniyle “negatif yasama” olarak adlandırılan Anayasa Mahkemesi, şu anda siyasi baskılarla köşeye sıkıştırılmış durumda. Mahkemenin, siyasetçilere engel olmak yerine, onların isteklerine göre hareket etmesi bekleniyor.

Siyasi Çıkarların Hukukun Üstündeki Egemenliği

Anayasa Mahkemesi, başlangıçta siyasi çoğunlukların kontrolünü sağlamak amacıyla tasarlanmıştı. Ancak, 15 bağımsız hakimin yasaları iptal etme yetkisi, bazı çevreler tarafından kabul edilemez bulunuyor. Hükümetin yönetmesi, parlamento yasaları çıkarması ve cumhurbaşkanının onaylaması beklenirken, Anayasa Mahkemesi’nin rolünün iptal etmekle sınırlı kalması eleştiriliyor.

Anayasa Mahkemesi Krizi: Başlangıç

Anayasa Mahkemesi’ndeki anlaşmazlıkların tarihi artık sadece “Klan” dizisini takip edenlerin ilgisini çekiyor. Herkes mahkemenin varlığının farkında olsa da, krizin başlangıcındaki sorunlar unutulmuş durumda. Polonya’da anayasal krizden bahsedilirken, “Bir zamanlar, dağların ardında, ormanların içinde” gibi masalsı bir anlatımla başlanıyor.

Siyasi Manipülasyonlar ve Atamalar

Platforma Obywatelska’nın “yedek” hakimler seçmek istediği, ardından Cumhurbaşkanı Duda ve Zjednoczona Prawica hükümetinin “dublör” hakimler yarattığı iddia ediliyor. Julia Przyłębska’nın TK Başkanı olarak atanması (bu konuda şüpheler de bulunuyor) ve Beata Szydło’nun TK kararlarını yayınlamaması, daha sonra Donald Tusk tarafından tekrarlanan bir uygulama olarak tarihe geçiyor. İlk durumda hukukun üstünlüğü için mücadele edilirken, ikinci durumda Alman çıkarlarının gözetildiği iddia ediliyor. Genel olarak, Anayasa Mahkemesi içinde ve çevresinde yasal düzenlemelere yeterince önem verilmediği vurgulanıyor.

Yeni Atamalar ve Cumhurbaşkanı’nın Tutumu

15 Ekim koalisyonunun altı yeni TK hakimi ataması, Cumhurbaşkanı Nawrocki’nin, yaşam deneyimi ve samimiyetiyle Polonyalıların yarısını Krakow yakınlarındaki sarayda yaşamaya ikna ettiği bir durumu hatırlattı. Cumhurbaşkanı’nın gençliğinde İK yöneticisi olmak istediği ve bu nedenle, Meclis tarafından doğru seçilen iki hakimin yemin etmesine izin verirken, diğer dört hakimin durumu hakkında henüz karar vermediği belirtiliyor. Ancak bu hakimler beklemek istemedi.

Yemin Töreni ve Hukuki Tartışmalar

Sonuç olarak, Meclis Başkanı tarafından davet edilen hakimler, Cumhurbaşkanı’nın kabul etmek istemediği yeminlerini bir noter huzurunda imzaladılar. Bu durum üzerine, Cumhurbaşkanlığı Kançeryası Şefi Zbigniew Bogucki, hukuk ve aksiyoloji üzerine bir konuşma yaparak, hatta onlara karşı çıkarak, “Kicia kocia” ve “Świnka Peppa” gibi çizgi filmlerde bile duyulmayacak fantastik iddialarda bulundu. Bogucki’nin bir avukat olduğu hatırlatılıyor. Bazıları müziğin dans etmeye engel olmadığını düşünürken, diğerleri için yasaların hukuk yorumlamasına engel olmadığı belirtiliyor.

Cumhurbaşkanı’nın Açıklamaları ve Belirsizlik

Cumhurbaşkanı, Kanal Zero’daki bir meslektaşının yanında, “fantastik dörtlü”nün yemin etmesini engellemediğini söyledi. Ancak, yeni şüpheler ortaya çıkınca, TK’nin kararını beklemek gerektiğini ifade etti. TK’nin başında ise, eski başsavcı ve eski Adalet Bakanı Zbigniewa Ziobro’nun özel arkadaşı bulunuyor. Cumhurbaşkanı’nın bu durumdan rahatsız olduğu ve redaktör Mazurek’in sigarasını kurtardığı belirtiliyor.

Kısıtlı Hukukun Üstünlüğü ve Bekleyiş

Şu anda, “koridor hukuku” olarak adlandırılan bir durum söz konusu. Sadece doğru seçilen dört TK hakiminin koridorlarda dolaşabildiği, bazen kütüphaneye kabul edildiği ve davalarıyla ilgili kararı beklediği ifade ediliyor. Bu kararın, siyasi ihtiyaçlara bağlı olacağı tahmin ediliyor. Mevcut muhalefet, cumhurbaşkanı ve bazı TK hakimlerinin statükoyu korumayı amaçladığı düşünülüyor.

Anayasa Mahkemesi’nin Geleceği

Bu hikayenin mutlu bir sonla biteceği pek olası değil. Her fabülün mutlu bitmesi gerekmiyor. Bazen, sonunda bir ceset kalması daha ilginç olabiliyor. Remigiusz Mroz’un kitaplarının popülaritesi de bunu kanıtlıyor.

Anayasa Mahkemesi, işte böyle bir ceset haline gelmiş durumda. İsa’nın Lazaro’yu diriltmesi gibi bir durum yaşanmayacak. Anayasa Mahkemesi’ni yeniden canlandırmak isteyen kimse yok gibi görünüyor. Mahkemenin olası bir restorasyonunun ise sadece göstermelik olacağı düşünülüyor. 2027’de iktidarın değişmesi durumunda, siyasetçiler kararlara saygı duymaya başlayabilirler, ancak bu kararlar kendi çıkarlarına uygun olduğu takdirde. Yeni “dublör” hakimlerin, mevcut “antihakimler”in yerine atanması da olası.

Anayasa Mahkemesi, Schrödinger’in kedisi gibi hem var hem de yok. Bu durumun değişmesi beklenmiyor. Siyasetçilerin buna ihtiyacı yok. Hakimlerin koridorda veya kütüphanede oturup oturmaması giderek daha az kişinin umurunda olacak.

En kötüsü de, Anayasa Mahkemesi’nin engelli maaşları, eğitim politikaları, KSeF gibi önemli konularla ilgilenebileceğini unutmuş olmamız. Ancak, krizin çözülmesinden ziyade devam etmesi daha önemli görülüyor. Anayasal sıfırlama konsepti ise en azından önümüzdeki seçimlere kadar masallara atılabilir. Anayasa Mahkemesi binası olduğu gibi duruyor. Belki de bir spor salonuna dönüştürülebilir?

Kaynak : Gazeta

Previous Article

Polonyalı Milletvekili Litewka, Bisikletle Seyahat Ederken Trafik Kazasında Hayatını Kaybetti

Next Article

Zondacrypto'nun Kurucusu İsrail'e Kaçtı, Yatırımcılar Alarmda