Cumhurbaskani nin bosanma veto su mahkemeleri felc edecek olu i liskilerin agonisini uzatiyor 69635

Cumhurbaşkanı’nın Boşanma Veto’su Mahkemeleri Felç Edecek: “Ölü İlişkilerin Agonisini Uzatıyor”

Polonyalı avukat ve aile hukuku uzmanı Dr. hab. Joanna Dominowska, Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin basitleştirilmiş boşanma düzenlemelerine ilişkin veto kararının, “ölü ilişkilerin agonisini uzatacağını” ve mahkemelerdeki dava yükünü artıracağını belirtti. PAP’a verdiği mülakatta Dominowska, mevcut boşanma süreçlerinin uzunluğunun uzlaşmaya hizmet etmediğini, aksine yeni hukuki ve mali sorunlar yarattığını vurguladı. Uzman, devletin evlilikleri mahkeme tarihini aylarca bekletmekle kurtaramayacağını ve kararın vatandaşları hafife aldığını ifade etti.

Basitleştirilmiş Boşanma Veto’su ve Mahkemeler

Avukat ve Varşova Ekonomi Üniversitesi (SGH) profesörü Dr. hab. Joanna Dominowska, Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin basitleştirilmiş boşanma yasa tasarısını veto etme kararının, ölü evliliklerin “agonisini uzatmaktan” başka bir işe yaramayacağını belirtti. PAP’a yaptığı açıklamada Dominowska, devletin insanları 10 ay mahkeme tarihi bekletmekle bir evliliği kurtaramayacağını ifade etti.

Dominowska, basitleştirilmiş boşanma prosedürünün “hafif” ya da “önemsiz” olmadığını vurguladı. Tasarıda, eşlerin Nüfus Müdürlüğü’ne (USC) iki kez başvurması, önce boşanma niyetlerini bildirmesi, ardından bir ay sonra bu beyanı teyit etmesi öngörülüyordu. Bu durumun “tek tıkla boşanma” olmadığını kaydetti.

Mevcut Sistemdeki Çıkmazlar ve Hukuki Karmaşalar

Mevcut sistemde, Varşova’da ilk boşanma duruşması için bir yıla kadar beklenmesi gerektiğini belirten Dominowska, bu sürenin uzlaşmaya değil, insanların ayrı yaşamasına ve artan hayal kırıklıklarına yol açtığını söyledi. Uzayan boşanma süreçlerinin yeni hukuki sorunlar doğurduğunu, örneğin ayrılıktan sonra yeni partnerinden hamile kalan bir kadının, resmi olarak hala evli olması durumunda, eşinin babalık karinesinin devreye girdiğini ve bu durumun yeni bir babalığın reddi davasına yol açtığını ifade etti.

Ayrıca, eşlerin ayrı yaşamalarına rağmen ortak mal rejiminin devam etmesi, mal paylaşımı ve borç sorumluluğu konularında anlaşmazlıklar yaratıyor. Bu durumun tek bir dava yerine, mal ayrılığı talebiyle üç davaya kadar çıkmasına neden olduğunu belirtti.

Uzlaşma Argümanının Geçersizliği

Veto’yu destekleyenlerin, prosedürü uzatmanın eşlere uzlaşma şansı vereceği argümanına tamamen katılmadığını belirten Dominowska, insanların evliliklerini kurtarmak istediklerinde bunu hemen yaptıklarını; terapiye, psikoloğa veya din adamına başvurduklarını söyledi. Devletin insanları mahkeme tarihini bekletmekle evliliği kurtaramayacağını ifade etti.

Dominowska, bu kararın vatandaşları “çocuklaştırdığını” savundu. İki yetişkinin bilinçli bir şekilde evlenebildiği gibi, evliliği sonlandırma kararını da bilinçli bir şekilde alabilmesi gerektiğini vurguladı. Özellikle çocuksuz, çatışmasız ve anlaşmalı durumlarda, nüfus müdürlüğü yöneticisinin boşanma işlemini yapmasına itiraz etmenin mantıksız olduğunu, zira evlilikleri de onların kıydığını ekledi. Hukuk sistemindeki yükü azaltmak adına, bu tür işlemleri bir yargı referandiyerinin veya noterlerin de yapabileceğini belirtti.

Çocuksuz ve Çocuklu Evliliklerdeki Farklılıklar

Cumhurbaşkanı’nın yasa tasarısının çocuklu ve çocuksuz evlilikler arasında ayrım yaptığı yönündeki argümanına yanıt veren Dominowska, Polonya hukukunun çocuklu ve çocuksuz aileler arasında her zaman haklı bir ayrım yaptığını belirtti. Çocuksuz bir evliliğin, çocuklu ailelere sağlanan 800 plus ödemesi, çocuk vergi indirimi veya Büyük Aile Kartı gibi haklardan faydalanmadığını örnek gösterdi.

Boşanma davalarında çocukların genellikle süreci karmaşıklaştıran asıl unsur olduğunu vurgulayan Dominowska, süreçleri uzatanın kusur değil, nafaka, iletişim ve çocukların ikamet yeri gibi çocuklarla ilgili anlaşmazlıklar olduğunu ifade etti. Varşova’da mahkemelerin uzman görüşü için aileleri OZSS’ye (Uzman Danışmanlık ve Sosyal Hizmet Birimi) yönlendirmesi durumunda, sadece görüş için 8-12 ay beklendiğini kaydetti. Bu nedenle, çocuksuz evlilikler için basitleştirilmiş boşanmanın mahkemeleri rahatlatacağını ve çocuklu ailelerin davalarının daha hızlı çözülmesine olanak tanıyacağını savundu.

Uzayan Evliliklerin Riskleri ve Boşanma Trendleri

Uzayan evliliklerin tehlikeli olabileceğini belirten Dominowska, özellikle eski eşlerin ayrı evlerde yaşayamadıkları için bir arada kalmak zorunda kaldıklarında, duygusal veya finansal şantaj durumlarının sıkça görüldüğünü dile getirdi. Tarafların, “Evi bana bırakmazsan boşanmayı kabul etmem”, “Davayı uzatacağım” gibi ifadelerle süreci bir mücadele aracına dönüştürdüğünü söyledi. Devletin, artık var olmayan bir ilişkinin sahteliğinde insanları kalmaya zorlamaması gerektiğini ifade etti.

İstatistiklere göre, her 100 yeni evlilikten 42’sinin boşanmayla sonuçlandığını, bunun on yıl öncesine göre yaklaşık 10 puan daha fazla olduğunu belirten Dominowska, henüz kritik bir noktaya ulaşılmadığını düşündüğünü söyledi. 10-20 yıl önce insanların evliliklerini daha çok dini ve pratik nedenlerle sürdürdüğünü, günümüzde ise özellikle büyük şehirlerde kadınların finansal bağımsızlıkları sayesinde mutsuz olduklarında boşanma kararı vermekte daha kolay hareket ettiğini gözlemlediğini aktardı.

Bu durumun herkesin boşanmak istediği anlamına gelmediğini, ancak evliliğe yaklaşımın değiştiğini ifade etti. İnsanların evlenmeden önce daha uzun süre birlikte yaşadığını ve “uygun olmadığını” fark ettiklerinde evlenmeden ayrıldıklarını kaydetti. Boşanma sayısındaki artışın, dini veya ekonomik nedenlerden ziyade, insanların kendilerinin ve ihtiyaçlarının daha fazla farkında olmasından kaynaklanabileceğini savundu.

Büyük Şehirlerdeki Boşanma Oranlarının Nedenleri

Boşanma istatistiklerinde Varşova, Krakow, Wroclaw gibi büyük şehirlerin hakim olmasının birkaç nedeni olduğunu belirten Dominowska: ilk olarak, anonimlik; büyük şehirlerde komşuların birbirini tanımaması ve küçük yerleşim yerlerindeki sosyal kontrolün olmaması. İkincisi, daha yüksek hukuki bilinç ve damgalanma korkusunun azalması. Üçüncüsü ise refah düzeyi; insanların boşanmayı, avukatı, yeni bir evi ve yeni bir hayatı karşılayabilecek durumda olması.

Büyük şehirlerde insanların çok değiştiğini, küçük yerleşim yerlerinden gelip liseden veya üniversiteden beri birbirini tanıyan çiftlerin, kariyer gelişimi ve çevre değişikliğiyle yollarının ayrıldığını belirtti. Lisede aynı müziği dinlemenin veya aynı arkadaş grubunda olmanın artık yeterli gelmediğini ve bazen çiftlerin birbirlerinden “büyüdüklerini” ifade etti.

Boşanma Gerekçeleri: Karakter Uyuşmazlığından Cinsel Yönelime

Boşanma gerekçeleri arasında en sık belirtilen “karakter uyuşmazlığı” kavramının ne anlama geldiği sorulduğunda Dominowska, müvekkillerin genellikle bu tek argümanı kullanmak istediğini, ancak mahkemenin her zaman “bu ne anlama geliyor?” diye sorduğunu belirtti. Ardından, çocuk yetiştirme, yaşam tarzı, ilişkiye dair beklentiler, dünya görüşü, iş veya aileye bakış açısı gibi konuların ortaya çıktığını ifade etti. Çocuk sahibi olmanın büyük bir çaba gerektirdiğini ve herkesin bu çabayı kaldıramadığını, çocukların ortaya çıkışıyla partnerlerin aileye dair tamamen farklı fikirleri olduğunun anlaşıldığını söyledi.

Politika veya dünya görüşü farklılıklarının doğrudan boşanma nedeni olarak belirtilmese de, altında yatan görüşler paketinin önemli olduğunu kaydetti. Örneğin, bir kadının “ikinci çocuktan sonra işe dönmek istedim ama eşim evde kalmamı bekliyor” demesinin, bir dünya görüşü çatışması olduğunu vurguladı.

Geleneksel boşanma nedenleri olan sadakatsizlik, alkolizm ve şiddetin kesinlikle ortadan kalkmadığını belirten Dominowska, alkolizmin hala büyük bir sorun olduğunu ve çok iyi durumda olan yöneticiler, avukatlar ve başarılı insanlar arasında bile görüldüğünü ifade etti. Bunun genellikle “stereotipik dükkan önü kavgaları” gibi görünmediğini, kişinin her gün eve gelip kanepede bira içerek zihinsel olarak aile hayatından koptuğunu anlattı.

Çok ilginç bir diğer fenomenin ise cinsel yönelimin keşfedilmesiyle ilgili boşanmalar olduğunu belirten Dominowska, 40-45 yaşlarında, yıllarca evli kaldıktan sonra “Artık böyle yaşamak istemiyorum. Geyim” veya “Lezbiyenim” diyen müvekkillerle sıkça karşılaştığını söyledi. Bu durumlarda partnerlerin, aynı cinsiyetten biriyle yaşanan sadakati, klasik bir romandan daha iyi kabul edebildiğini, çünkü “benden daha iyi biri vardı” diye düşünmek yerine, “bu kişi farklı bir dünyadan” veya “o diğer kişiyle ilgili bir sorun olduğunu hissettim” şeklinde yorumladıklarını aktardı.

Uluslararası Boşanmalar ve Nafaka Tartışmaları

Uluslararası boşanmaların da giderek arttığını belirten Dominowska, yurtdışında yaşayan birçok Polonyalının, daha ucuz ve dil açısından daha kolay olduğu için Polonya’da boşandığını söyledi. Polonya vatandaşlarının, yurtdışında yaşasalar bile prensip olarak Polonya’da boşanabileceklerini belirtti. Ancak, boşanma ile çocuklarla ilgili konuların farklı olduğunu vurguladı; nafaka, çocukla iletişim veya çocuğun ikamet yeri kararlarını genellikle çocuğun mutat ikametgahı mahkemesinin verdiğini, yani Polonya’da boşanılsa bile çocuklarla ilgili davanın örneğin Fransa veya Almanya’da yürütülmesi gerekebileceğini açıkladı.

Nafaka miktarlarının “çok mu az mı” olduğu sorusuna yanıt vermenin imkansız olduğunu belirten Dominowska, bu tür basitleştirmelerden hoşlanmadığını ifade etti. Polonya hukukunda nafakanın gelirin bir yüzdesi olarak belirlenmediğini, mahkemenin öncelikle çocuğun haklı ihtiyaçlarını araştırdığını söyledi. Hasta bir çocuğun, özel okulda okuyan bir çocuğun, Varşova’da yaşayan bir çocuğun veya kırsal kesimde yaşayan bir çocuğun ihtiyaçlarının çok farklı olduğunu belirtti. Mahkemenin ancak bu ihtiyaçları belirledikten sonra ebeveynin kazanç ve malvarlığı potansiyeline baktığını, sadece mevcut gelire değil, potansiyele odaklanıldığını, çünkü bir kişinin geçici olarak çalışmıyor olsa bile büyük bir malvarlığı veya kazanç potansiyeli olabileceğini vurguladı.

Çocuk Velayetinde Yaşanan Mücadeleler ve Hukuki Eksiklikler

İnsanların nafaka yerine kesinlikle çocuklar için daha fazla mücadele ettiğini ve bunların en duygusal davalar olduğunu belirten Dominowska, giderek daha fazla babanın çocukların yetiştirilmesinde gerçek bir pay sahibi olmak için savaştığını ve bunların çoğunun harika babalar olduğunu söyledi. Sorunun, Polonya hukuku ve yargı uygulamasının ebeveyn yabancılaşması fenomeniyle hala başa çıkamadığını dile getirdi.

İletişimi engelleme karşılığında mali cezalar gibi bir mekanizma olmasına rağmen, bu davaların aylarca sürdüğünü kaydetti. Küçük bir çocuk için babasıyla bir yıl iletişim kuramamanın büyük bir uçurum yarattığını ve çocuğun babasını unuttuğunu belirtti. Uygulamada, mahkemenin önce ceza tehdidinde bulunduğunu, sonra uyguladığını ve tüm sürecin uzadığını, bir yıl sonra ise “çocuğun babasını neredeyse tanımadığı” gerçeğiyle karşılaşıldığını anlattı.

Aile Hukukunda Gerekli Reformlar

Aile hukukunda en acil değişikliğin ne olacağı sorulduğunda Dominowska, Polonya hukukunun ebeveynler ayrıldıktan sonra çocuğun bakımına ilişkin tercih edilen modeli net bir şekilde belirlemesi gerektiğini düşündüğünü söyledi. Hala çocukların “doğal olarak anneye ait olduğu” yönünde çok güçlü bir inanç olduğunu, ancak çocuklarını normal bir şekilde görebilmek için mahkemelerde mücadele etmek zorunda kalan harika babalarla karşılaştığını ifade etti.

Elbette farklı durumlar olduğunu, ilgisiz veya ortada olmayan babaların da bulunduğunu kabul eden Dominowska, ancak çocukları eski partnerleriyle mücadele aracı olarak kullanan annelerin de olduğunu ve bunun bir dram olduğunu belirtti.

Bu durumun daha fazla denge çağrısı gibi duyulduğunu kabul eden Dominowska, bir kadın, bir anne ve kadınları profesyonel ve özel hayatlarında destekleyen biri olarak bunu söylediğini vurguladı. Aynı zamanda madalyonun diğer tarafını da gördüğünü, aylarca çocuklarını göremeyen babaların hukuk bürosunda ağladıklarını, babaların yıllarca bakım görevlerinden uzak tutulduğu durumlar olduğunu, çocuk bezini değiştiremediğini, banyo yaptıramadığını, yalnız kalamadığını ve sonra “Çocuğuyla bağı yok” denildiğini, ancak bu bağın genellikle kurulmasına izin verilmediğini ifade etti.

Ne yazık ki, anne ve baba arasındaki çatışmalarda genellikle aktif tarafın büyükanneler, özellikle de kadınların anneleri olduğunu belirten Dominowska, aile hukuku avukatlarının bazen şaka yollu, Polonya’da çocukların “tek cinsiyetli çiftler” tarafından -anne ve büyükanne- yetiştirildiğini söylediklerini aktardı. Diğer büyükannelerin, yani babaların annelerinin, torunlarını çoğu zaman göremediklerini de sözlerine ekledi.

Kaynak : GazetaPrawna

Previous Article

45 Yıllık Kıdem Ödülü Tartışması: Eski Başbakan Morawiecki'den Öğretmenlere Destek Çağrısı, Bakanlık Plan Değişikliğini Reddediyor

Next Article

Polonya'da 13 Eyalet İçin Fırtına Uyarısı: Ardından Hava Soğuyacak