Polonya Yüksek Mahkemesi, tazminat (zadośćuczynienie) miktarının belirlenmesinde, mağdurun yaşadığı acının derecesi, yoğunluğu, süresi ve sonuçların geri dönüşümsüz olup olmaması gibi faktörlerin dikkate alınması gerektiğini belirledi. Karar, maden işçisinin gürültülü ortamda çalışması sonucu yaşadığı işitme kaybı vakası üzerinden verildi. Mahkeme, tazminatın belirlenmesinde bireysel acı boyutunun esas alınması gerektiğini, benzer davalardaki kararların tek başına belirleyici olamayacağını vurguladı.
Tazminat Miktarını Etkileyen Faktörler
Polonya Medeni Kanun’un 444. maddesi, kişisel zararları düzenlerken, 445. maddesi ise bu zararların karşılığı olarak parasal tazminat talep etme imkanı sunmaktadır. Yüksek Mahkeme’nin son kararı, özellikle 445. maddenin 1. fıkrası uyarınca belirlenen tazminat miktarını etkileyen unsurları netleştirmeyi amaçlamaktadır.
Yüksek Mahkeme’nin 24 Şubat 2026 Tarihli Kararı
Yüksek Mahkeme, 24 Şubat 2026 tarihinde verdiği ve I PSK 310/26 numarasıyla kayıtlı kararda, tazminat miktarının belirlenmesinde acının derecesi, yoğunluğu, süresi ve sonuçların geri dönüşümsüz olup olmaması gibi faktörlerin önemini vurgulamıştır. Bu karar, gürültülü bir ortamda çalışması sonucu çift taraflı işitme kaybı yaşayan bir maden işçisiyle ilgili bir davaya dayanmaktadır.
Bireysel Acı Boyutu ve Karşılaştırmalı Değerlendirme
Yüksek Mahkeme, parasal tazminatın belirlenmesinde, mağdurun yaşadığı acının bireysel olarak değerlendirilmesinin kritik önem taşıdığını belirtmiştir. Benzer davalarda verilen kararların, tazminat miktarının belirlenmesinde tek başına bir kriter olarak kullanılamayacağı vurgulanmıştır.
Önemli Hususlar
Yüksek Mahkeme’nin içtihatlarına göre, tazminat miktarının belirlenmesinde öncelikli olarak mağdurun yaşadığı zararın boyutu dikkate alınmalıdır. Bu, fiziksel ve psikolojik acıların derecesi, yoğunluğu, süresi ve olası geri dönüşümsüz sonuçları kapsar. Gelecek beklentileri, normal bir yaşam şansının kaybı, çaresizlik hissi veya topluma uyum sağlayamama gibi faktörler de önemlidir. Mağdurun yaşı, zararın bireysel özelliklerini belirleyen önemli bir faktör olarak değerlendirilmektedir.
Davanın Detayları: T.S.’nin Durumu
Dava konusu olayda, T.S. adlı bir işçi, madencilik makineleri üretimi sırasında aşırı gürültüye maruz kalması sonucu çift taraflı işitme kaybı yaşamıştır. Sağlık kurulu raporunda %30 oranında sağlık kaybı tespit edilmiş ve ZUS (Sosyal Güvenlik Kurumu) tarafından yaklaşık 34 bin zł tek seferlik bir ödeme yapılmıştır. T.S., eski işverenin halefi aleyhine tazminat, ödeme ve sermayeleştirilmiş renta talep etmiştir. Davacı, işitme kaybının kötüleşmesinin yaşam konforunu önemli ölçüde azalttığını belirtmiştir.
Mahkeme Kararları ve Temyiz Süreci
P şehrindeki Bölge Mahkemesi, davayı kısmen kabul ederek T.S.’ye 60 bin zł tazminat (talep edilen 80 bin zł yerine), 2,7 bin zł ödeme ve aylık 100 zł renta ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme, davalının sorumluluğunu risk ilkesine (Medeni Kanun’un 435. maddesi) göre belirlemiş, eğitimler ve kişisel koruyucu ekipman sağlanmış olmasına rağmen. Tazminatın telafi edici niteliği ve makul sınırlar içinde tutulması gerektiği vurgulanmıştır.
P şehrindeki Bölge Mahkemesi, temyize ilişkin kararda ödeme ve renta taleplerini kısmen reddetmiştir. İşitme cihazı ve laringolojik tedavi masraflarının ZUS ödemesinden karşılanması gerektiği ve gelecekteki tedavinin NFZ (Ulusal Sağlık Fonu) kapsamında ücretsiz olarak sağlanabileceği belirtilmiştir. Her iki tarafın tazminat miktarına ilişkin temyizleri reddedilmiş ve Bölge Mahkemesi, davacının hastalığın teşhis edildiği sıradaki yaşı, işitme kaybının derecesi ve cihazlarla telafi edilebilme imkanı dikkate alınarak 60 bin zł’nin yeterli olduğuna karar vermiştir.
Yüksek Mahkeme’nin Temyiz Başvurusu Reddi
T.S., Yüksek Mahkeme’ye başvurarak 60 bin zł’nin tazminat olarak belirlenmesinin, özellikle güncel sosyo-ekonomik koşullar dikkate alındığında, açıkça yetersiz ve zararla orantısız olduğunu savunmuştur. Benzer davalarda daha yüksek tazminatlara hükmedildiğini belirtmiştir.
Yüksek Mahkeme, temyiz başvurusunu kabul etmeyi reddetmiştir. Gerekçesinde, tazminat miktarının belirlenmesinin daha alt mahkemelerin yetki alanında olduğunu ve Bölge Mahkemesi’nin tüm ilgili faktörleri, davacının yaşı, işitme kaybının derecesi ve telafi imkanı ile ZUS tarafından yapılan ödemeyi dikkate aldığını belirtmiştir. Yüksek Mahkeme ayrıca, davalının T.S.’nin yaşlanmasıyla ilgili işitme kaybının kötüleşmesinden sorumlu tutulamayacağını, yalnızca mesleki hastalıkla ilgili kalıcı hasardan (%30 sağlık kaybı) sorumlu tutulabileceğini vurgulamıştır.
Karşılaştırmalı Değerlendirme ve Bireyselleştirme İlkesi
T.S.’nin diğer davalarla karşılaştırma argümanına karşılık olarak Yüksek Mahkeme, diğer davalarda verilen kararların, benzer fiili durumlarda bile tazminat miktarının belirlenmesinde ek bir kriter olarak kullanılamayacağını açıkça belirtmiştir. Diğer miktarlarla karşılaştırma, verilen tazminatın aşırı yüksek veya düşük olup olmadığını değerlendirmek için kullanılabilirken, bu her zaman zararın bireyselleştirilmesi ilkesiyle uyumlu olmalıdır. T.S. davasında Yüksek Mahkeme, verilen tazminat miktarının “açıkça” orantısız olduğuna dair bir gerekçe bulmamıştır.
Tazminatın Telafi Edici Niteliği
Yüksek Mahkeme, tazminatın öncelikle telafi edici bir niteliğe sahip olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır. Amacı, mağdurun acı duygusunu hafifletmek veya ortadan kaldırmak ve uygun bir para miktarıyla psikolojik dengeyi yeniden sağlamaktır. Bu miktar, ekonomik olarak hissedilebilir bir değerde olmalı, ancak zararın büyüklüğü ve toplumun mevcut ekonomik koşullarıyla orantılı olmalıdır.
“Uygun Miktar” Kavramı
Yüksek Mahkeme, Medeni Kanun’un 445. maddesinin 1. fıkrasındaki “uygun miktar” kavramının, davanın bireysel koşullarına bağlı olarak değerlendirilecek bir dizi belirsiz kriteri ifade ettiğini vurgulamıştır. Bu, tazminat miktarının belirlenmesinin ilk ve ikinci derece mahkemelerinin yetkisinde olduğu anlamına gelir. Yüksek Mahkeme, yalnızca ikinci derece mahkemesinin yargısal takdir yetkisini aştığı durumlarda müdahale edebilir.
Sonuç
Sonuç olarak, Medeni Kanun’un 445. maddesi uyarınca verilen tazminatın telafi edici bir niteliğe sahip olduğu ve fiziksel ve psikolojik acıların neden olduğu maddi olmayan zararın giderilmesinin bir yolu olduğu belirtilmelidir. Tazminat miktarının belirlenmesinde esas olarak zararın boyutu dikkate alınmalıdır: fiziksel ve psikolojik acıların derecesi (yoğunluğu, süresi, kazanın sonuçlarının geri dönüşümsüzlüğü ve diğer benzer faktörler). Bu faktörlerin tam olarak ölçülemez olması, mahkemelerin zararın boyutunu ve dolayısıyla tazminat miktarını belirlemede belirli bir özgürlüğe sahip olmasına neden olur. Zararın boyutu ve tazminat miktarının belirlenmesi, mahkemelerin takdirine bırakılmış olsa da, keyfi olmamalıdır. Mahkemenin kararı, davanın tüm koşullarına dayanmalı ve tazminatın amacına ve adalete uygun olmalıdır.
Kaynak : GazetaPrawna



